12 Ağustos 2012 Pazar

Bulmaca Sözlüğü -B-

BA: Baryumun simgesi

BA: Birmanya’nın plakası.
BA: Tropikal Afrika’da yetişen ve Ohi de denilen ağaç.
BAAL: Bir Ortadoğu tanrısı.
BAB: Baba,şeyh,önder.
BAB: Kapı,geçit,boğaz,
BABA:  Eb, Ab, Cet, Ata, Eba, Ebi.
BABAÇ: Erkek kümes hayvanlarının en iri ve yaşlı olanı.
BABAÇ: Kümes hayvanlarının en yaşlı ve iri olanı. 
BABAÇKO: Güçlü ve gösterişli,iri yarı kadın.
BABAGANNOŞ: Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir tür meze. 
BABAGANNUŞ: Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir meze.
BABAKÖŞ: Bir tür kertenkele. 
BABAYANİ: Gösterişi ve özentisi olmayan. 
BACANAK:  Karıları kardeş olan erkeklerin birbirlerine göre adı.
BAÇ: Haraç.
BAÇ: Osmanlılarda gümrük vergisi.
BAÇ: Yer değiştiren maldan alınan vergi.Osmanlılarda gümrük vergisi.
BAD: Rüzgar,yel,hava,nefes,
BADAS: Harman kaldırıldıktan sonra yerde kalan toprak,çöp ve samanla karışık tahıl taneleri.
BADAS:  Harmandan sonra yerde kalan çöp ve samanla karışık taneler.
BADAT: Bileşikgillerden şekeri çok bir tür yer elması. 
BADAT: Şekeri çok bir tür yer elması.
BADAZ:  Hastalıktan yüzü sararmış olan.
BADEHU: Ondan sonra.
BADEM:  Payam.
BADEMA: Bundan böyle. 
BADEMA:  Bundan sonra, Bundan böyle.
BADIC: Bakla,fasulye,bezelye gibi taze sebzelerde,içinde tohumların sıralanmış bulunduğu kabuğa verilen ad.
BADIHAVA: Osmanlılarda topraksız köylüden alınan kazanç vergisi.
BADİ:  Geçici.
BADMİNTON: Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun.
BADUH:  Zarfın üstüne yazılan tılsım sözcüğü.
BADVAL:  Ekin ve patatesi saklamak için yerde açılan kuyu.
BAGET:  İnce, kısa değnek.
BAGİ:  Asi, Serkeş.
BAĞ: Asmalık.
BAĞ: Üzüm bahçesi. 
BAĞA: Kaplumbağa kabuğu.
BAĞAN: Ölü doğan kuzunun derisi.
BAĞAN: Vakti gelmeden ölü doğan yavru.
BAĞBAN: Bağ bekçisi.
BAĞBAN: Bahçıvan,bağ bekçisi.
BAĞBOZUMU: Sonbahar.
BAĞCI: Üzüm yetiştiren.
BAĞCIK: Ayakkabı bağı.
BAĞDADİ: Yapı çıtası.
BAĞDAŞIK:  Homojen.
BAĞDAŞTIRICI:  Adaptör.
BAĞILDAK:  Beşik çocuğunun, düşmesini önlemek için beşiğe sarılan bez.
BAĞIMLI:  Tabi, Uydu.
BAĞINTICILIK:  İzafiye, Rölativizm.
BAĞIRAN:  Nadi.
BAĞIRIŞ:  Sayha.
BAĞIŞ:  İra, Hibe, Lütuf, Teberru, İhsan.
BAĞIŞIK:  Muaf.
BAĞIŞIKLIK:  Muafiyet.
BAĞIŞLAMA:  Af, Hibe, Teberru.
BAĞIŞLANMIŞ:  Muaf.
BAĞIT:  Akit, Anlaşma, Mukavele.
BAĞLAMA:  İkad.
BAĞLANMIŞ:  Merbut.
BAĞLI:  Muti, Vabeste, Sadık, Eslek, Merbut.
BAĞLILAŞIM:  Korelasyon.
BAH: Şehvet.
BAHADIR:  Batur, Cengâver, Babür.
BAHANE:  Mahna, Manana.
BAHAR:  İlkyaz.
BAHARİYE: Osmanlı padişahlarının her yıl yeniçeri ağası başta olmak üzere ocak ağalarına dağıttıkları yazlık giysi veya kumaş.
BAHÇELER:  Riyaz.
BAHİR: Deniz.
BAHİS:  Rihan, Öceş, İddia.
BAHNAME: İçinde cinsel konularla ilgili açık saçık yazıların,resimlerin bulunduğu eser.
BAHRİ: Deniz veya denizcilikle ilgili.
BAHRİ: İskele kuşu,yalı çapkını.
BAHŞİŞ:  Meniha.
BAHT: Tayland’ın para birimi.
BAHUSUS: Hele,özellikle.
BAHUSUS:  Hele, Özellikle, Üstelik.
BAİRE: Sürülmemiş sert toprak. 
BAİS:  Gönderen.
BAKALİT: Yapay reçine.(Formaldehit ile fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilir.)
BAKALİT:  Bir tür yapay reçine.
BAKALORYA: Olgunluk sınavı. 
BAKAM: Anayurdu Meksika olan,odunundan kırmızı boya elde edilen bir ağaç.
BAKAM: Odunundan kırmızı boya çıkarılan bir ağaç.
BAKANAK: Kör tırnak. 
BAKAR: Sığır,öküz anlamında sözcük.
BAKASA:  Anadolu'nun bazı yerlerinde çulluğa verilen ad, Bekasa.
BAKI: Fal.
BAKI:  Fal, Cefr, Irım, Elima, Pabyans./ Varolan, Yaşayan, Daim, Kalıcı, Mevcut.
BAKIKULU: Osmanlılarda vergi denetimi ve tahsili ile  Maliyeye ilişkin soruşturmaları yapan memura verilen ad.
BAKIR:  Mis.
BAKIRTAŞI:  Malakit.
BAKIŞ:  Tarf, Nazar.
BAKIŞIM: Simetri 
BAKIŞIMSIZ:  Asimetrik, Simetrisiz.
BAKİ: Arta kalan.
BAKİRE:  Azra. / Cinsel ilişkide bulunmamış dişi insan.
BAKİYE:  Kalan kısım, Artık, Rusubat.
BAKKAR: Sığırtmaç,sığır çobanı.
BAKLA: Bir zinciri oluşturan halkalardan her biri. 
BAKRAÇ: Bakır küçük kova. 
BAKRAÇ: Küçük kova.
BAKRAÇ:  Helke, Debbe.
BAKTERİYOLOJİ: Mikrobiyoloji.
BAKÜ: Azerbaycan’ın başkenti.
BALA: Yavru.
BALABAN: Yırtıcı bir kuş.
BALABAN:  Büyük davul tokmağı.
BALAD: Küçük lirik şiir türü.
BALADAR:  Gümrük görevlisi, Baladur.
BALADEST:  Üstte olan.
BALAFON: Değişik boyda , sert ağaçtan yapılmış tuşlardan oluşan bir Afrika çalgısı.
BALAK: Hayvan yavrusu.
BALAK: Malak. 
BALALAYKA: Üç telli bir Rus sazı.
BALAMA: Orta oyununda ,Karagözde Rum tipi. 
BALAR:  İnce bir tahta türü.
BALARISI:  Rahiye.
BALAST: Demiryollarında traverslerin altına,şoselerde düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıkları.
BALAST: Denizcilikte safra anlamında kullanılan sözcük.
BALAST:  Tren rayları altına konan kırma taş.
BALATA: Motorlu araçlarda fren yapmayı sağlayan tekerlek mili üzerine yerleştirilmiş yarım ay biçimindeki alet.
BALATON: Orta Avrupa’da  bir göl.
BALBAL: Eski Türklerde mezarların üzerine anıt olarak dikilen taşlar. 
BALBAL: Mezar anıt taşı.
BALBAO: Panama’nın para birimi.
BALÇIK: Yapışkan çamur.
BALÇIK:  Mil.
BALDIR:  Sak, İncik.
BALDIRAN: Ağı otu.
BALDIRAN: Maydanozgillerden uyuşturucu ve zehirli bir bitki.
BALDIRAN: Zehirli bir bitki türü.
BALE: Konusu dansla anlatılan müzikli sahne gösterisi.
BALGAM:  Nuhane.
BALGAMTAŞI:  Oniks,  Kadıköytaşı, Kalseduan
BALIK:  Mahi, Nun.
BALIKÇIN: Deniz kırlangıcı.
BALIKLAR:  Esmak.
BALIKLAVA: Deniz,göl ve ırmaklarda balık yatağı olan yer.
BALİ:  Eskimiş, Köhne.
BALİNA: Kadırga balığı.
BALİSTİK: Mermilerin namlu içinde veya dışındaki hareketlerini inceleyen bilim dalı.
BALK:  Ufukta görülen gece parıltısı.
BALKAN: Sarp sıradağlar.
BALKIR: Şimşek. 
BALLAD: Duygusal,hikayeli türkü./ Serbest biçimli,romantik,müzik araçlarıyla çalınan yada şarkı olarak okunan yapıt.
BALLICA: Amasya’nın Taşova ilçesi yakınlarında,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış mağara. 
BALLICA: Tokat’ın Pazar ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü bir mağara.
BALLIKAYALAR: Kocaeli’nin Gebze ilçesinde,tabiat parkı kapsamına alınmış ünlü kanyon.
BALOTAJ: Bir seçimde adaylardan hiçbirinin gerekli oyu sağlayamaması nedeniyle seçimin sonuçsuz kalması.
BALOTAJ: Seçimin sonuçsuz kalması.
BALOTAJ:  Bir seçimin sonuçsuz kalma
BALOZ: Gemici,işçi gibi kimselerin eğlenmek için gittikleri içkili,danslı yer.
BALOZ: Gemicilerin eğlenmek için gittikleri içkili yer. 
BALOZU:  Balsıra, Nektar.
BALSAM:  Bir tür reçine.
BALSIRA:  Bir tür helva.
BALTA:  Teber.
BALTABAŞ: Baş bodoslaması omurga hattına dikey olarak çelik lamadan yapılmış gemi.
BALTABURUN: Baş tarafı balta ağzı gibi düz olan gemi.
BALYA: Çember ve demir tellerle bağlanmış ticaret eşyası.
BALYA:  Denk.
BALYEMEZ: Eskiden kara ve deniz savaşlarında kullanılan bir top.
BAMAKO: Mali’nin başkenti.
BAMBUL: Bitkilere,özellikle ekinlere zarar veren bir böcek.
BAMBULA: Afrika kökenli bir dans.
BAMTELİ:  Sakalın, alt dudağın hemen altındaki bölümü.
BAMYA: Ebegümecigillerden bir bitki.
BAN: Osmanlılarda sancak beylerine verilen unvan
BAN: Sıcak bölgelerde yetişen yaşlı bir ağaç.
BANA:  Ilıca.
BANADURA: Domates.
BANADURA: Güney ve Güneydoğu Anadolu da halk arasında domatese verilen ad. 
BANAK: Ekmek parçası,lokma.
BANAK:  Ufak ekmek parçası.
BANDIRA: Bir geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak.
BANDIRA: Geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak. 
BANDROL: Devletçe verginin kesildiğini gösteren etiket.
BANİ: Kurucu, Bina inşa eden. 
BANKET: Şehir dışı yolların iki tarafındaki toprak veya çakıl yol.
BANKET: Şehirlerarası yolların iki tarafında yayaların yürümesine ve taşıtların trafiği aksatmadan durabilmesine yarayan çakıl veya toprak yol.
BANKİZ: Denizde yada kıyıda buz tabakasıyla örtülü olan kesim.
BANLİYÖ: Kent civarı  yerleşim
BANLİYÖ: Şehre yakın çevre.
BANT:  Şerit.
BANTENG: Güneydoğu Asya’da yaşayan yabani öküz.
BANU: Hanım,hanımefendi.
BANU:  Büyük kadın, Kübra.
BAP: Konu,husus./Bölüm. 
BAR: Halterde kaldırılması gereken alet.
BAR: Hava basınç birimi.
BAR: Kale,duvar,
BAR: Yemiş.
BARA: Silindirik alet mili.Demir çubuk.
BARA:  Demir çubuk.
BARABAN: Eski Türklerde büyük davula ve davul tokmağına verilen ad.
BARABAT: Bir çeşit çevirme ağı.
BARABAT: Hamsi,Sargan gibi küçük balıkları tutmakta kullanılan balık ağı 
BARAK: Bir cins tüylü av köpeği
BARAK: Tüylü,kıllı çuha,kebe.
BARAK:  Tüylü ve kıllı çuha türü.
BARAN: Yağmur. 
BARAN:  Bağda omça sırası./ Sabanın toprakta bıraktığı iz.
BARANA: Anadolu’nun kimi bölgelerinde erkekler arasında yapılan sohbet toplantıları
BARANA:  Anadolu'da yaren toplantısı.
BARATA: Bilim doktorlarının ve Kardinallerin giydikleri dört köşe külah yada başlık. 
BARATA: Osmanlı Sarayında bostancı,baltacı ve kapıcıların giydikleri kırmızı çuhadan veya keçeden yapılmış,yukarısı geniş ve kıvrık,boyu uzunca başlık.
BARATARYA: Kaptanın ve  tayfaların,   gemi  sahibine   yada   sigorta   ortaklığına  bilerek   verdikleri   zarar
BARBAKAN:  Kale duvarlarında ok atışı için açılmış delik
BARBE: Yünsü tüylü bir av köpeği cinsi.
BARBEKÜ: Açık havada ızgara veya kızartma yapmaya yarayan ocak.
BARBEKÜ: Seyyar ızgara.
BARBUT: Zar ile oynanan kumar.
BARÇA: Kalyon cinsinden küçük savaş gemisi. 
BARÇA: Ortaçağda nakliye gemisi.
BARDA: Fıçıcı keseri. 
BARDA:  Fıçıcı keseri.
BARDARİOT:  Bizans sarayının hassa muhafızları.
BAREM: Devlet memurlarının maaşlarının derece ve tutarlarını düzenleyen sistem ve çizelge.
BAREM: Memur maaş,derece ve miktarını gösteren cetvel.
BARHANA: Küçük kervan.
BARHANA:  Göç eşyası.
BARI:  Bahçe çiti veya duvarı.
BARINDIRMA:  İbate.
BARIŞ:  Sulh, Hazar.
BARİ: Keşke anlamında bir ünlem
BARİKA: Eski dilde yıldırım.
BARİKAT: Bir yol veya geçide girilmemesi için acele yapılan engel
BARK: Orta Asya’da eski Türk mezarlarının üzerindeki türbe türü yapılara verilen ad.
BARK:  Ev halkı, Çoluk-çocuk.
BARKA: Büyük sandal.
BARKAROL: Gondolcu şarkısı.
BARKAROL: Venedik gondolcülerinin söz ve müziği önceden yazılmadan,içlerinden geldiği gibi söyledikleri şarkı.
BARKOT: Ürünün üzerindeki fiyat etiketi. 
BARO: Avukatların meslek örgütü. 
BARO: Bir şehrin avukatlarının toplandığı meslek kuruluşu.
BAROMETRE: Hava basıncını ve dolayısıyla bir yerin yüksekliğini ölçen alet,basınç ölçer.
BARON: Batı ülkelerinde Vikont ile şövalye arasında soyluluk unvanı.
BARSAM: Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir balık.
BARU:  Sığmak, Siper.
BARUDİ: Koyu gri veya sarımsı kahverengi.
BASAMAK:  Sekmen, Atabe.
BASARNA: Dalyanın kapak yeri.
BASARNA:  Cismin bir yanını kaldıraçla yükseltme işi./ Dalyanın kapak yeri.
BASBAYAĞI:  Adeta, Düpedüz.
BASE: Kısa bacaklı köpek cinsi.
BASEN: Bel ve kalça arası. 
BASEN:  Terzilikte belden aşağısı.
BASİFOBİ: Yürüme korkusu.
BASİL: Bir bakteri türü.
BASİRET:  Anlayış, Feraset, İzan.
BASİTA: Yatay güneş saati,yükseklik tahtası.
BASİTE: Yatay güneş saati.
BASİTE: Yatay güneş saati.
BASİTE:  Yatay güneş saati, Basita.
BASKÜL: Çoğunlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardımıyla tutmaya yarayan alet.
BASMA: Pamuklu kumaş.
BASMAKALIP:  Harcıalem, Klişe.
BAST:  Sevindirme.
BASTIK: Halk dilinde pestil.
BASTIK: Pestil.
BASTİKA:  Bir ağaca açılan delik.
BAŞAKLAMA: Hasattan sonra tarla veya bahçelerde kalan ürünleri toplama.
BAŞAKLAMA:  Hasat sonrası tarladaki ürünü toplama işi.
BAŞAL:  Benzerleri içinde, önemi bakımından başta sayılan, önde gelen, Klâs, Kral
BAŞARISIZ:  Akim.
BAŞAT:  Yön için konan işaret.
BAŞATUK:  Hüküm, Hakimiyet.
BAŞGARSON:  Metrdotel.
BAŞIBOŞ:  Azade, Avare, Erkin, Göbel.
BAŞIBOZUK: Askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı.
BAŞIBOZUK:  Askerin arasına karışmış sivil.
BAŞKA:  Siva, Uhra, Diğer, Sair, Maada, Öze, Özge, Özke, Has, Ahar, Özgü, Öteki
BAŞKALAŞIM:  Dimilasyon, Metamorfizm
BAŞKALAŞMA:  İstihale.
BAŞKAN:  Pişva, Salar.
BAŞKANLIK:  Serveri, Riyaset.
BAŞKENT:  Payitaht.
BAŞKEŞİŞ:  Abbot.
BAŞKUMANDAN:  Noyan, Salar
BAŞLAMA:  Agaz, Dibace.
BAŞLANGIÇ:  Mebde, Dibace, Start
BAŞLIK:  Serpuş.
BAŞTANBAŞA:  Serapa.
BAŞTANIMAZLIK:  Anarşizm.
BAŞTANKARA.: Bir kuş türü.
BAŞUCU:  Zenit.
BAŞUCU:  Zenit.
BAT: Bir takoz türü.
BAT: Bir tür takoz.
BAT: Bulgur,biber,soğan,domates gibi şeylerle yapılan ve asma yaprağına sarılıp çiğ olarak yenen bir yemek. 
BAT: Eski dilde kaz.
BAT: Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan ucu sivri takoz.
BATAKLIK:  Çökek, Mil, Aynaz, Mırık.
BATI:  Mağrip, Garp.
BATIL: Boş,çürük,yanlış.
BATIL: Hükümsüz.
BATIL:  Butlan.
BATIN: İç yüz,sır.
BATIN:  İç, İçyüz.
BATİK: Kumaş ve kağıt süslemede kullanılan bir yöntem 
BATİMETRİ:  Denizin derinliğini ölçme İskandil.
BATİSKAF: Bir su altı aracı.
BATİSKAF: Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanılan araç.
BATİSKAF: Suda büyük derinliklere dalabilen insanlı bağımsız araç.
BATMA:  Uful, Gark, İnkiraz, Krak.
BATMAN: Eski bir ağırlık ölçüsü birimi.
BATN:  Karın, İçi, Ortası.
BATONSALE: Tuzlu hamurdan yapılan ince uzun çubuk,tuzlu çubuk.
BAV: Hayvanı avcılığa alıştırma.
BAVLI:  Avcı köpeklerinin ava alışması için kullanılan yapay kuş.
BAYAĞI:  Amiyane, Banal, Alelade, Süfli, Adi, Edna.
BAYAR: Yüce,kudretli 
BAYAR: Yüce,kudretli.
BAYATİ: Türk müziğinde bir makam. 
BAYINDIR:  Abadan, Mamur.
BAYINDIRLIK:  Ümran, Mamure, Nafıa. İmar.
BAYIR: Az eğimli arazi.
BAYIR: Küçük yokuş.
BAYIR:  Şev, Eğim, Rampa, Kıran.
BAYİ:  Bir ürünün sürekli satıcısı.
BAYKUŞ:  Kuf.
BAYRAK:  Alem, Sancak, Rayet.
BAYRAM:  İd.
BAYRAMLAŞMA:  Muayede.
BAYRI:  Eskiden beri var olan, Kadim.
BAYSAL:  Huzur dolu olan.
BAYTAR: Veteriner 
BAZ: Bir asitle birleşince bir tuz oluşturan madde.
BAZ: Oynayan (kuşbaz,kumarbaz,cambaz).
BAZ: Temel.
BAZA: Mobilya kasası.
BAZALT: Bir çeşit yanardağ kütlesi 
BAZALT: Koyu renkli,sert,bir çeşit yanardağ kütlesi.
BAZI:  Çend, Gah, Kâh.
BAZİÇE: Oyun.
BAZİK:  Baz niteliğinde olan.
BAZİLİKA: Kral sarayı.
BAZİLİKA:  Kral sarayı.
BAZLAMA: Kalın gözleme.
BAZLAMA: Sacda pişirilmiş yuvarlak pide. 
BAZUKA: Roket atar.
BEBEK:  Bala, Çağa, Yavru.
BEBERUHİ: Karagözdeki kambur ve cüce tip. 
BEBİHRE:  Payı olmayan.
BEBİR: Eski dilde kaplan.
BECA:  Yerinde, Uygun.
BECAYİŞ: Karşılıklı yer değiştirme. 
BECAYİŞ:  Karşılıklı yer değiştirme, Mübadele.
BECENE: Avcılar için göl kenarında yapılmış kulübe.
BECENE:  Avcılar için göl kenarında yapılmış kulübe.
BECERİ:  Maharet, Marifet, Hüner.
BECERİKLİ:  Cilasun, İşgüzar, Uz, Gonduana, Ehil, Vakıf.
BECERİKLİLİK:  Cerbeze, Dirayet, Maharet, Hüner.
BECET: Serçegillerden küçük bir kuş.
BECİL:  Çok saygın.
BECİT: Gerekli,lüzumlu.
BEÇE: Esir çocuk.
BEÇE:  Esir çocuk.
BEDAHET: Açıklık,bellilik.
BEDAHET:  Bir konuda hazırlıksız konuşabilme yeteneği.
BEDAVA:  Rayegân, Raygân, Hasbi, Caba, Meccani.
BEDAYİ: Güzel ve faydalı şeyler.
BEDDUA:  İlenç, Ah.
BEDER:  Kapı dışarı etme.
BEDESTEN: Değerli eşya,kumaş,mücevher v.s. alınıp satılan kapalı çarşı.
BEDHAH: Kötü kalpli.
BEDİA: Eski dilde estetik.
BEDİHE:  Hazırcevaplık.
BEDİİYAT:  Estetik Bilimi, Güzel duyusal.
BEDİR: Ayın on dördü.
BEDİZ: Dolunay,mehtap. ,ayın on dördü 
BEDNAM: Adı kötüye çıkmış kimse.
BEDNAM:  Kötü şöhret yapmış şey.
BEDRE:  Keçi derisinden para kesesi.
BEFT:  Dokumacı.
BEGONVİL: Akdeniz Bölgesinde yaygın bir çiçek.
BEĞENİLMİŞ:  Meşkur, Müstahsen.
BEĞENME:  Pesent, Pesend.
BEHAVYORİZM: Davranışçılık.
BEHEMEHAL:  Ne pahasına olursa olsun, Mutlaka.
BEHİMİ: Hayvanca duygu.
BEHİŞT: Cennet.
BEHR:  Uzaklık.
BEHRE: Pay,hisse,nasip.
BEİRA: Afrika’da yaşayan,narin ve küçük bedenli bir antilop.
BEİS: Eski dilde engel,uymazlık.
BEİS:  Kuvvet, Kudret, Erk.
BEİSA: Afrika’da yaşayan iri bir antilop
BEJEL: Ortadoğu’da ve Afrika’da görülen yerel frengi.
BEK: Havagazı lambasının ucu. 
BEK:  Sağlam, Sert, Katı, Pek, Kunt.
BEKA: Kalıcılık,ölmezlik
BEKA:  Kalıcılık, Ölmezlik.
BEKAR: Diyezli ve bemollü bir sesin eski duruma getirilmesini gösteren nota işareti.
BEKAR:  Azeb.
BEKAS: Çulluk.
BEKE: Çorum’un Mecitözü ilçesinde bir kaplıca.
BEKEN: Güçlü,kuvvetli,sağlam. 
BEKEREL: Radyasyon ölçümlerinde kullanılan temel birim.
BEKİNMEK:  Israr etmek, İnatlaşmak.
BEKRİ: İçkiye düşkün,içkici,ayyaş.
BEKRİ:  İçkiye düşkün kimse.
BEKTAŞ: Akran,eş.
BEL: Bir tarım aleti,geminin orta bölümü.
BELA:  Nekabet, Şedide.
BELAGAT: İyi konuşma. 
BELAĞ: Eski dilde mektup,mesaj ulaştırma.
BELCE: İki kaş arası.
BELCE:  İki kaşın arası.
BELEDİ: Şehirle ilgili.
BELEDİ:  Yerleşik.
BELEDİYE:  Uray (Dil devriminin ilk yıllarında belediyeye verilen ad).
BELEK:  Bebek kundaklama bezi.
BELEME: Kundaklama. 
BELEMEK:  Bulaştırma.
BELEMİR: Daha çok tahıl tarlalarında görülen mor çiçekli bir bitki,mavi kantaron. / Peygamber çiçeğine verilen ad
BELEMİR: Mavi kantaron,peygamber çiçeği.
BELEMİR: Peygamber çiçeği.
BELEN: Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer.Dağ üzerindeki yüksek geçit. 
BELGE:  Doküman, Vesika.
BELGELEME:  Teşvik.
BELGELİK: Arşiv.
BELGELİK:  Arşiv.
BELGESEL:  Dokümanter.
BELGİ:  Ayırt edici özellik, Şiar, Farika.
BELGİT: Senet.
BELİ:  Evet, Peki, Hay-hay.
BELİK: Saç örgüsü.
BELİK:  Saç örgüsü.
BELİRLENİMCİ:  Determinist.
BELİRLENMİŞ:  Mevsut./ Mevsut.
BELİRSİZLİK:  İpham.
BELİRTEÇ:  Dilbilgisinde zarf.
BELİRTİ:  Emare, Alâmet, İm, Karine, Nişan, İz, Semptom, Araz, Simpton.
BELİT:  Aksiyom.
BELKEMİĞİ:  Sulb.
BELLADONNA: Güzel avrat otu.
BELLEK:  Hafıza.
BELMUŞ: Edirne yöresine özgü bir peynir tatlısı.
BELONOFOBİ: İğne korkusu.
BEMOL: Bir sesin yarım ton kalınlaştırılacağını gösteren nota işareti.
BEMOL: Müzikte bir sesin yarım ses kalınlaşacağını belirten nota işareti
BEN: Kuşun yavrusuna taşıdığı yem. 
BEN: Olta veya tuzağa konulan yem.
BEN:  Oltaya takılan yem./  Saçta, sakalda görülen kırlaşma./  Şame.
BENCİL:  Asıcıl. Çıkarcı, Özgecil.
BENCİLEYİN: Benim gibi.
BENCİLLİK:  Enaniyet, Egoism.
BENDE: Kul,köle.
BENDER:  Alış-veriş yerleri olan sahil kenti.
BENDİR: Alaturka müzikte kullanılan bir tür zilsiz tef. 
BENDİR: Türk müziğinde kullanılan zilsiz büyük tef.
BENEK: Puan,nokta.
BENEK:  Buka, Leke, Puan./ Sert ve sağlam taş.
BENGALİ: Asya ve Afrika’da yaşayan,güzel ötüşlü küçük bir kuş.
BENGALİN: Çözgüsü ipek veya sentetik elyaf,atkısı kalın pamuk veya yün olan kumaş.
BENGİSU: Ölümsüzlük suyu.
BENGİSU:  Efsaneye göre içene ölümsüzlük veren su, Abıhayat.
BENİADEM:  Halk, İnsanlar, Nas.
BENİN: Afrika’da bir ülke.
BENLİKÇİLİK:  Egotizm./ Egotizm.
BENZER:  Gibi, Misil, Tıpkı.
BENZEŞİM:  Analoji.
BENZEŞMEZLİK:  Disimilasyon.
BENZETME:  Mimesis.
BENZEYİŞ:  Nid.
BER: Çok parlak.
BERAT: Bir buluşun ve kullanım hakkının kime ait olduğunu gösteren belge.
BERAT:  Bir kimse ya da kuruluşa verilen özellik belirtici belge, Patent.
BERAYA: Osmanlılar zamanında vergi ve haraç vermeyen Müslüman ahaliye verilen ad.
BERBER:  Perukar.
BERCESTE:  Rakik, Nazik, Zarif.
BERDAR:  Aşılmış.
BERE: Yuvarlak,yassı ve sipersiz başlık.
BERE:  Ekimoz.
BERET:  Doğal ipek artığı.
BEREVİ:  Tavuk karası.
BERGÜZAR: Küçük hediye.
BERGÜZAR: Yadigar.
BERGÜZAR:  Armağan, Hediye, Ödül.
BERHÜDAR: Mutlu,dileğine ulaşmış.
BERİBERİ: Genellikle Uzakdoğu ülkelerinde  B vitamini eksikliğinden  doğan bir hastalık.
BERİD: İslam devletlerinde posta ve haberleşme örgütü.
BERJER: Arkası kabarık,oturak yeri geniş koltuk. 
BERK: Sağlam.
BERK: Sert,katı.
BERK:  Yaprak, Berg, Varak.
BERKİSEMEN: Yasemin yaprağı.
BERKİTMEK: Sağlamlaştırmak.
BERMUTAT: Alışılagelen.
BERMUTAT: Her zaman olduğu gibi.
BERRAK:  Nab, Revk, Zaki.
BERRİ: Karayla toprakla ilgili.
BERSANİ: Uzun taneli bir pirinç türü. 
BERŞ: Bir tür macun.
BERŞ:  Bir tür macun.
BERZAH: İki denizi ayıran dar kara parçası veya dünya ile ahret arasındaki yer. 
BES: Eski Kıbrıs’ın kuvvet tanrısı.
BESALET: Yiğitlik,yararlılık.
BESBELLİ:  Aşikâr, Bedihi.
BESİ: Semirtme.
BESİM: Güleç,güler yüzlü.
BESİM: Güleç.
BESLEME:  Beslek, Ahretlik, Hizmetçi.
BESLEMEK:  İaşe, Esermek.
BESLENME:  Tagaddi.
BEŞARET: İyi haber.
BEŞARET: Müjde,iyi haber.
BEŞBIYIK: İri muşmula.
BEŞE: İlk doğan çocuk.
BEŞE:  İlk doğan çocuk.
BEŞERİYET:  İnsanlık olgusu, Ademiyet.
BEŞME:  Çıkrıkçı tezgâhının kütüğü.
BEŞUŞ: Güler yüzlü.
BET: Yüz,çehre,beniz.
BET:  Yüzün rengi, Beniz, Nevir, Levn.
BETAET: Göçebelik
BETEL: Hindistan’da yetişen tırmanıcı bir karabiber ağacı. 
BETER:  Daha kötü, Beder.
BETİ: Resim ve heykel(yontu) sanatlarında varlıkların biçimi.
BETİM: Tasvir.
BETİM:  Tasvir.
BETON: Kum,çakıl,çimento ve su gibi maddelerin karışımıyla elde edilen yapı malzemesi.
BETONARME: İçine demir çubuklardan kafes konulmuş beton.
BEVLİYE: İdrar yolları hastalıkları,üroloji.
BEVVAB:  Eski okullarda hademeye verilen ad.
BEVVAP: Kapıcı.
BEY:  Mir.
BEYABAN: Çöl.
BEYAZİ: Uzunluğuna açılan yazma kitaplar
BEYHAN: Sır saklamayan.
BEYHUDE: Boşuna.
BEYİN:  Dimağ, Emik.
BEYİNCİK: Kafatasının art bölümünde ve beynin altında,hareket dengesi merkezi olan organ.
BEYİT: Anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası.
BEYİYE:  Satımlık, Yüzdelik.
BEYLERBEYİ: Osmanlı idaresinde sancak beylerine verilen ad veya unvan.
BEYMELEK: Antalya’da Kale ve Finike ilçeleri arasında yer alan kıyı gölü.
BEYN: Ara,arasında.
BEYŞÜRA:  Alım-satım.
BEYT: Ev.
BEYTULLAH: Kabe.
BEYTÜLMAL: Devlet hazinesi.
BEYTÜLMAL:  Devlet malı, Miri.
BEYZA: En beyaz.
BEYZİ: Oval.
BEYZİ:  Oval, Söbe, Elips.
BEZE: Vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik.
BEZE:  Hamur topağı.
BEZEK: Süs.
BEZELEMEK:  Hamuru topaklara bölmek.
BEZGİN: Yaşama veya iş görme isteğini yitirmiş.
BEZGİNLİK:  Usanç, Fütur.
BEZİR: Keten tohumu.
BEZİRGAN: Alışverişte çok kar amacını güden kimse.
BEZİRGAN: Mesleğini sadece kazanç için kullanan kimse.
BEZİRGAN: Tüccar.
BEZİRYAĞI: Bir yağ türü.
BEZİRYAĞI: Keten tohumundan çıkartılan bir yağ.
BEZM: İçki meclisi.
BEZZAZ: Bez dokuyan veya satan kimse.
BG: Bulgaristan’ın plakası.
BH: Belize plakası.
BICIL:  Aşık kemiğinin altındaki küçük bir kemiğin adı.
BICILGAN: Azmış yara.
BICILGAN:  Azıp, yayılmış yara.
BIÇKIN: Korkusuz,gözü pek,yürekli,cesur.
BILDIR: Geçen yıl.
BILDIR:  Bir sene önce, Geçen yıl.
BINGILDAK: Kafatası kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölüm.
BIRAKILMIŞ:  Mühmel.
BIRAKIT:  Ölen kimseden kalan şeyler, Miras. Tereke.
BIRAKMA:  Terk.
BIYIK:  Seblet, Şarib.
BİA:  Satın alma, Satış.
BİAT: Egemenliğini tanıma.
BİAT:  Bir kimsenin egemenliğini kayıtsız şartsız kabul etme.
BİATLON: Bir mukavemet yarışını ve bir tüfekle atış yarışını içeren kayak sporu.
BİBEHRE: Payı olmayan,pay almamış.
BİBER:  Isıot.
BİBERİYE: Kuşdili,hasalban gibi adlar da verilen ve Akdeniz yöresinde yetişen bir bitki.
BİBERON: Emzikli şişe.
BİBİ: Hala.
BİBİ:  Babanın kızkardeşi, Eme, Emeti.
BİBLİYOFOBİ: Kitap korkusu.
BİBLİYOGRAFYA: Kaynaklar,kaynakça.
BİBLİYOMANİ: Aşırı kitap okuma tutkusu.
BİBLİYOMANİ: Kitap düşkünlüğü.
BİBLİYOMANİ:  Aşın kitap okuma tutkusu.
BİÇİM:  Dalan, Şekil.
BİÇİMSİZ:  Amorf, Kubat.
BİÇME: Yontulmuş yapı taşı. 
BİDAR: Uyanık,uyumayan.
BİDAT: Sonradan çıkan adet.
BİDE: Bedenin belden aşağı bölümlerini yıkamakta kullanılan tuvalet aracı.
BİDER: Anadolu’nun bazı yörelerinde tohuma verilen ad.
BİDER: Tohum için ayrılmış tahıl,tohum.
BİDON: Büyük su kabı.
BİENAL: Yıl aşırı,iki yılda bir.
BİENAL:  İki yılda bir yapılan sanal etkinliği.
BİGANE: İlgisiz.
BİHTER:  En iyi.
BİHUŞ: Aklı başında olmayan,baygın.
BİJUTERİ: Değerli olmayan maden veya taşlardan yapılmış takı,süs eşyası.
BİKES: Kimsesiz 
BİLAHARE: Daha sonra.
BİLAHARE: Sonradan,sonraları anlamında bir belirteç.
BİLAHARE:  Daha sonra.
BİLAKİS: Tam tersine.
BİLAKİS:  Tam tersine, Aksine.
BİLAR: Katranla kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun.
BİLBİLAN: Artvin’in Ardanuç ilçesinde ünlü bir yayla.
BİLDİK:  Tanıdık, Aşina, Dost, Yar.
BİLECEN:  Ukala, Argon, Malumatfuruş.
BİLFARZ: Diyelim ki,tutalım ki.
BİLGİ:  Vukuf, Daniş, Bili, Malumat.
BİLGİCİLİK:  Sofizm.
BİLGİNLER:  Aliman.
BİLİ:  Bilgi, Malumat.
BİLİG: " Eski Türkçede ""Bilim"" anlamında kullanılmış sözcük."
BİLİNA: Rus halk destanı veya rapsodisi.
BİLİNÇ:  Es, Şuur.
BİLİNEN:  Malum, Aşina.
BİLİNMEYENLER:  Meçhulat.
BİLİRKİŞİ:  Eksper, Ehlivukuf, Ehlihibre. Uzman.
BİLİRUBİN: Omurgalıların  karaciğerinden  salgılanan   kahverengimsi   sarı  renkte safra  pigmentine verilen ad.
BİLİŞİM: Bilginin saklanması ve üretilmesini konu alan akademik ve mesleki disiplini.
BİLİŞİM:  İnformatik.
BİLLUR:  Kristal.
BİLMECE:  Egalit, Eglaz.
BİLMECEBİLİM:  Enigmataloji, Bulmaca'yla uğraşan bilim
BİLMEZLENEN:  Mütecahil.
BİLVASITA: Aracısız,doğrudan.
BİM: Eski dilde korku.
BİM: Korku,tehlike. 
BİN:  Elf
BİNAEN: Den dolayı,..den ötürü anlamında eski bir sözcük.
BİNAEN:  Bundan dolayı, Bundan ötürü.
BİNAENALEYH: Bundan dolayı.
BİNAENALEYH: Onun için.
BİNİ: Kapı veya dolap kanatlarının kenarına çakılan çıta.
BİNİŞ: Bir tür cüppe. 
BİNİT: Hamur   durumundaki  ekmeklerin, fırına  atılmadan  önce, içine  konulduğu  oyuk  gözlü tahta.
BİPERVA: Çekinmeden.
BİRABERİN:  Bundan dolayı, Bunun üzerine.
BİREMİS: İki sıra kürekli Antikçağ Roma teknesi.
BİREYSEL:  Ferdi, Şahsi, Kişisel, Zati.
BİRİKME:  Telakim.
BİRİM:  Ünite.
BİRİNCİ:  Ula. İlk, Baş, Mir.
BİRİNCİKANUN: Eski dilde Aralık ayı.
BİRİNCİTEŞRİN: Eski dilde Ekim ayı.
BİRKE: Büyük havuz.
BİRKE:  Büyük havuz.
BİRLEŞİM:  Sentez.
BİRLEŞME:  Füzyon.
BİRLİK:  Vahtiyat.
BİRR: Etiyopya’nın para birimi.
BİRUNİ: Astronomi alanındaki buluşları,matematik,doğa bilimleri,coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla ünlü,Orta Çağın en büyük bilginlerinden biri.
BİS: Bir müzik parçasının dinleyicilerin isteği üzerine  bir kez daha çalınması.
BİSTÜRİ: Ameliyat bıçağı.
BİŞE:  Orman, Sazlık.
BİŞKEK: Kırgızistan’ın başkenti. 
BİT:  Kehle.
BİTAKA:  Güvercinle yollanan mektup.
BİTAP: Yorgun,bitkin.
BİTEK: Verimli toprak.
BİTEK:  Verimli toprak, Münbit, Mebzul.
BİTEVİYE:  Sürekli olarak, Durmaksızın.
BİTİ:  Kitap, Mektup.
BİTİM:  Son, Nihayet, Encam, Akıbet, Payan, Hatime, İntiha, Serencam, Hitam, Münteha, Münteki, Akab.
BİTİRME:  İtmam.
BİTİŞİK:  Muttasıl, Ulaş.
BİTİŞME:  İltisak.
BİTKİ:  Nebat, Botan.
BİTNİK:  İkinci dünya savaşı sonrası davranış ve giyimleriyle, toplum kurallarına uymayan asi yapıdaki kişilere verilen ad.
BİTPAZARI: Eski eşya pazarı.
BİTTER: Acı çikolata
BİVAYE: Osmanlıca nasipsiz,kısmetsiz anlamında. 
BİYE: Genellikle giysinin yaka,kol,etek çevresine kendi kumaşından veya başka kumaştan geçirilen ince şerit.
BİYE: Giysinin kenarına  paralel olarak yapılan kendi kumaşından süs.
BİYEL: Piston kolu.
BİYEL:  Piston kolu.
BİYOGENEZ:  Canlıların başka canlıdan, türediğini savunan kavram.
BİYOGRAFİ: Hayat hikayesi.
BİYOS:  Bira mayasında büyümeyi etkileyen hormon.
BİYOTİT:  Kara mika.
BİZ: İğneye yol açmak için kullanılan,çelikten,ince ve sivri uçlu bir alet.
BİZ: Kunduracıların delik açmakta kullandıkları sivri uçlu çelik tığ./Mersin balığı türü.
BİZ: Tığ.
BİZ.: Bir mersinbalığı türü.
BİZAR: Tedirgin.
BK: Berkelyumun simgesi 
BLASTULA:  Morula.
BLAZER: Lacivert kumaştan veya gri flanelden yapılma düz veya kruvaze spor ceket.
BLEND: Çinkonun başlıca cevherlerinden biri olan doğal çinko sülfür. 
BLOK:  İri ve ağır kitle.
BO: Sümerlerde sağlık tanrıçası. 
BOCUK: Domuz.
BOCURGAT: Çıkrık veya dişli yardımıyla ağır yükleri kaldırmaya veya çekmeye yarayan bir alet.
BODUÇ: Ağaç veya topraktan yapılmış küçük testi.
BODUÇ:  Ağaç testi.
BODUR: Çok kısa boylu,bücür.
BOĞADA:  Külle çamaşır yıkama işi.
BOĞANOTU:  Akonit.
BOĞAZ:  İmik, Ümük, Yutak.
BOĞU: Damada kına günü yollanan armağan.
BOHÇA: İçine çamaşır,elbise gibi şeyler koyup sarmaya yarayan bez veya kumaş.
BOHEM: Derbeder,başıboş yaşayış. 
BOHEM:  Günübirlik yaşayan, genellikle sanatçı kişilikli kimse.
BOL: Özel bir cam kap içinde likör,şarap,meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içkiye verilen ad. 
BOL:  Gani, Gümrah, Mebzul, Mümbit.
BOLA: Bir tür kement.
BOLA:  Bir tür kement.
BOLERO: Ağır ritimli bir İspanyol dansı.
BOLERO: Bir İspanyol dansı.
BOLİVAR: Venezüella’nın para birimi.
BOLLUK:  Geyz, Gına, Nermi.
BOLŞEVİK: Rus komünisti.
BOMBE: Kabarıklık.
BONAÇA: Denizcilikte çok durgun deniz ve hava.
BONAÇA: Sakin deniz.
BONAÇA:  Sakin deniz.
BONCUK: Cam,sedef,taş v.v den yapılmış renkli süs tanesi.
BONE: Genellikle kadınların denize girerken saçları ıslanmasın diye kullandıkları başlık.
BONE: Suda giyilen başlık.
BONGO: Yan yana konmuş iki küçük davuldan oluşan ritim çalgısı.
BONMARŞE: Büyük mağaza.
BONSAİ: Köklerinin kısaltılması,dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi suretiyle saksıda yetiştirilen bodur ağaç. 
BONSERVİS: Hizmet belgesi.
BOP: Bir caz üslubu (1940’larda ortaya çıktı).
BOR: İşlenmemiş,ekilmemiş toprak.
BOR:  Tarıma elverişsiz toprak.
BORABAY: Amasya’da bir göl.
BORAN: Rüzgar,şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava olayı.
BORAN: Şiddetli yağmur.
BORANİ: Pirinçli ve yoğurtlu ıspanak yemeği.
BORAZAN: Üflenerek çalınan perdesiz çalgı.
BORÇ:  Takıntı, Takanak, Vam, Karz, Ödünç.
BORDA: Geminin yan kısmı.
BORDO.: Mora çalan kırmızı renk. 
BORDUR:  Bir şeyin kenarını koruyan süsleyen veya sınırını belirleyen çerçeve.
BORDÜR: Bir şeyin kenarını koruyan,süsleyen veya sınırını belirleyen çerçeve.
BORİNA: Dört köşe yelkenlerin yan yakalarına,alt tarafa doğru bağlanan halat.
BOSSANOVA: Brezilya müziği.(1950’lerin sonlarında ortaya çıkarak halk arasında yaygınlaştı).
BOSTAN: Sebze bahçesi.
BOŞ:  Tehi, Vahi, Hali, Güzaf, Münhal,Nafile, Tekin, Nül, Hiç.
BOŞA: Kafkas çingenelerine verilen ad.
BOŞANMA:  Talak.
BOŞBOĞAZ:  Bidi, Lâfazan.
BOŞLAMA:  İhmal.
BOŞLUK:  Esrak.
BOTÜLİZM:  Konserve zehirlenmesi.
BOY:  Klan, Endam, Aşiret, Kabile, Oymak.
BOYALI:  Rengin.
BOYAMA:  Tahzib.
BOYLAM:  Tul.
BOYNUZ: Toynaklı  memelilerin  bir çoğunun  başında  bulunan,sert maddeden oluşmuş uzantıya verilen ad.
BOYNUZ:  Revk.
BOYOZ: İzmir yöresine özgü, özellikle sabah kahvaltısında yenilen bir çeşit börek.
BOYUN:  Rakabe.
BOYUNDURUK: Kapı yada pencere gibi açıklıkların üzerine konulan ağaç,taş veya beton kiriş,lento.
BOYUNDURUK:  Şaha.
BOYUNDURUK.: Güreşte bir oyun.
BOYUTLAR:  Ebat.
BOZ: Açık toprak rengi.
BOZ: Açık toprak rengi.
BOZ: Kül rengi.
BOZ:  Açık toprak rengi.
BOZA: Sulu darı hamurunun ekşitilmesiyle yapılan bir içecek.
BOZKIR:  Step.
BOZLAK: Kuzeydoğu ve Güney Anadolu’da türkülü halk öykülerine verilen ad. 
BOZMA:  Fesh, Naks, Tahrif.
BOZUK:  Sakin.
BÖ: Bir örümcek türü.
BÖ: Zehirli bir örümcek türü.
BÖBÜR:  Büyüklük taslama, Kibir, Nahvet.
BÖBÜRLENME:  Nahvet, Kibir, Böbür Büyüklenme
BÖĞÜR: Kaburga ile kalça kemiği arasında kalan yer.
BÖĞÜR: Yan.
BÖĞÜRME: Manda bağırması.
BÖĞÜRMEK: Anlaşılmaz bir biçimde yüksek sesle bağırmak.
BÖKE: Kahraman,güçlü kimse
BÖKE: Şampiyon
BÖKE: Şampiyon.Kahraman.Güçlü kimse.
BÖKE:  Şampiyon.
BÖLE:  Birbirine göre kardeş çocuğu olanlardan her biri.
BÖLGELER:  Aksa.
BÖLÜŞTÜRME:  Taksim.
BÖRDÜBET: Gökova körfezinin güney kıyısında doğal güzelliğiyle ünlü bir koy.
BÖRK: Bir başlık türü.
BÖRK: Daha çok hayvan postundan yapılan bir başlık türü.
BÖRÜ: Kurt.
BÖRÜ:  Kurt.
BÖSMEK:  İnfilâk etmek, Patlamak.
BR: Brezilya’nın plaka işareti.
BRAHMA: Bir Hint tanrıçası.
BRAHMA: Bir Hint tanrısı.
BRAK: Kısa tüylü bir av köpeği cinsi.
BRAKİSEFAL: Kafasının ön-art ekseni yan eksenine göre kısa olan kimse,kısakafalı.
BRANDA: Savaş gemilerindeki asma yatak.
BRANŞ:  İş dalı, Meslek.
BRASERO: İçine kor kömür doldurulan , açık havada ısınmaya yarayan ayaklı ve delikli madeni kaba verilen ad
BREŞ: Bir çakıl taşı türü.
BREŞ: Bir tür yapay mermer. 
BREŞ:  Bir çakıl taşı türü.
BRİFİNG: Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açıklama.
BRİK: İki direkli,seren yelkenli,birkaç top taşıyan gemi.
BRİK: Yaylı at arabası.
BRİKET: Linyit,kömür tozu ve katran tortusundan basınçla elde edilen,tuğla biçimli yapı malzemesi.
BRİT: Bir düğmeyi yada kopçayı tutmaya yarayan halkacık.
BRN: Bahreyn’in plaka işareti.
BROKAR: Sırma veya gümüş işlemeli  bir tür ipekli kumaş.
BROKKOLİ: Sapları ve yeşil çiçek tomurcukları sebze olarak yenen bir bitki.
BROM: Kırmızı renkli,pis kokulu,zehirli sıvı bir element.
BRONTOFOBİ: Gök gürültüsü korkusu.
BROŞ: Süs iğnesi.
BROŞ:  Agraf, Kanca.
BRÖVE: Diploma.
BRÖVE: Mezuniyet plakası.
BRÖVE: Yeterlilik belgesi. 
BRUNCH(BRANÇ): Kuşluk yemeği.
BRÜLÖR: Sıvı yakıtı kolayca yanabilecek taneciklere ayırarak püskürten araç.
BSE: Tıpta deli dana hastalığının kısa yazılışı.
BU: Eski dilde koku.
BU: Koku.
BU:  Koku
BUAT: Elektrik kutusu.
BUAT:  Elektrik tesisatında kablo dağıtım kutusu.
BUCARDA: Taşların yüzlerini düzlemede kullanılan çekiç.
BUDALA:  Ebleh.
BUDUN: Kavim.
BUDUN:  Kavim.
BUDUNSAL: Etnik.
BUĞU: Su buharı.
BUHAR:  İstim.
BUHURDAN: Tütsü kabı.
BUKA:  Benek, Leke.
BUKAĞI: Ayağa vurulan halka,köstek,pranga.
BUKET: Çiçek demeti.
BUKRAN:  Yün kırpıntısı.
BUL: Yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta.
BUL:  İki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta.
BULA: Halk dilinde yenge anlamında kullanılan sözcük.
BULAK: Kaynak,pınar.
BULAMA: Koyu pekmez.
BULAMAÇ: Sulu,cıvık hamur.
BULAMAK:  Belemek.
BULAŞICI:  Sari.
BULAŞMA:  Sirayet, İntikal.
BULAŞMIŞ:  Mülemma.
BULBUS: On iki parmak bağırsağının  şişkince olan başlangıç bölümü.
BULDUMCUK: Sonradan görme.
BULGARİ: Dört telli bağlama.
BULMACABİLİMİ:  Enigmataloji
BULUNAK:  Adres.
BULUNMA:  İttiba.
BULUŞMA:  Telaki.
BULVAR: Geniş cadde.
BUMBARDOLMASI: Büyükbaş yada küçükbaş hayvanların bağırsakları temizlenip içine ciğer,soğan,pirinç ve baharattan oluşan iç doldurularak yapılan dolma.
BUN:  Sıkıntı, Güçlük.
BUNALTICI:  MÜZİÇ.
BUNALTMA:  İzaç.
BUNAMA:  Ateh.
BUNMAK: Beğenmemek,azımsamak,küçümsemek.
BURÇAK: Taneleri hayvan yemi olarak kullanılan ve mercimeğe benzeyen bir bitki.
BURHAN: Delil,kanıt,ispat.
BURJUVA: Kent soylu.
BURJUVA:  Kentsoylu.
BURKA: Afganistan ve Pakistan kadınlarının yüzlerini örtmek için kullandıkları bir tür peçe
BURNAZ:  İri ve uzun burunlu.
BURTLAK:  Çalılık, Taşlık yer.
BURU: Doğum sancısı.
BURU: Sancı.
BURU:  Doğum sancısı.
BURUN:  Bini, Enf.
BURUŞTURAN:  Rüzen.
BUUT: Boyut.
BUYMAK: Çok üşümek.
BUYMAK: Soğuktan donmak.
BUYMAK:  Donarak ölmek.
BUYOT: Termofor.
BUYURGANLIK:  Despotizm, Diktatorya.
BUZAĞI: Küçük dana.
BUZAĞI: Sütten kesilmiş sığır yavrusu.
BUZDAĞI:  Aysberg, Cumudiye.
BUZUKİ: Bağlamaya benzer bir Yunan çalgısı.
BUZUL:  Cumudiye.
BUZULTAŞ:  Moren.
BÜCÜRMENE: Edirne’de Meriç ırmağı deltasında bir göl.
BÜĞET:  Küçük su birikintisi.
BÜK: Böğürtlen,diken dutu,it üzümü.
BÜK: Böğürtlen.
BÜK: Dönemeç.
BÜK:  Akarsu kıyısındaki verimli topraklar./  Dönemeç, Böğürtlen.
BÜKA:  Ağlama, Gözyaşı, Eşk.
BÜKLÜM:  Kıvrım, Şiken, Ta.
BÜKÜLGENLİK:  Fleksibilite.
BÜKÜLMÜŞ:  Tafte.
BÜLENT: Yüksek,yüce.
BÜRÇÜK: Saç lülesi,zülüf.
BÜRÇÜK: Süs lalesi.
BÜRGÜ: Yaşmak.
BÜRO:  Ofis, Yazıhane, İşyeri.
BÜTÜN:  Hep, Tam, Bilumum, Alelumum, Kaffe, Kül, Küll, Mecmu, Tüm,Ful, Tam, Tüden.
BÜTÜNCÜL:  Totaliter.
BÜTÜNSEL:  Total.
BÜTÜNÜYLE:  Kamilen, Küllen.
BÜVET: Kuş yiyecek büfesi.
BÜVET:  Küçük yiyecek büfesi.
BÜYÜ:  Efsun, Sihir, Nüşret, Bağı, Gizem.
BÜYÜCÜ:  Rakka, Sahir.
BÜYÜKLER:  Mihan.
BÜYÜKLÜK:  Azamet, Cesamet, İzzet. Oran, Haşmet, Fehamet.
BÜYÜME:  Nema.
BÜYÜMEK:  İrelmek.
BÜYÜMÜŞ:  Balide.
BÜYÜTEÇ: Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaştırıcı mercek.
BÜYÜTEÇ:  Adese, Lup, Pertavsız.
BÜZ: Künk.
BÜZ:  Küçük boyda künk.
BÜZGÜ: Elbise plesi.
BÜZGÜ: Küçük kıvrım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder