30 Ocak 2011 Pazar

GEÇİŞ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

Türkler onuncu yüzyıldan itibaren kitleler halinde İslamiyet'i kabul etmeye başlamışlardır. İslam kültürünün etkisiyle yavaşa yavaş yeni bir edebiyat ortaya çıkmıştır. Kendine özgü nitelikleri ve kurallarıyla "Divan Edebiyatı" adını verdiğimiz dönemin oluşumu 13.. yüzyıla kadar gelir. Daha sonra bu edebiyat anlayışı 19.yüzyıla kadar etkin bir şekilde varlığını sürdürür.
Diğer yandan, İslamiyet'ten önceki "Sözlü Edebiyat Dönemi", İslam kültürünün etkisiyle içeriğinde küçük değişimlere uğrayarak "Halk Edebiyatı" adıyla gelişimini sürdürür. Yani, bir anlamda "Halk Edebiyatı" dediğimiz edebiyat, İslamiyet'ten önceki edebiyatımızın İslam uygarlığı altındaki yeni biçimlenişidir. Oysa "Divan Edebiyatı" tamamen dinin etkisiyle şekillenmiş bir edebiyattır.
Türklerin Müslüman olduğunu kabul ettiğimiz 10.yüzyılla, Divan edebiyatının başlangıcı olarak kabul edilen 13. yüzyıl arasında İslamiyet'in etkisi altında verilmiş olan, bir anlamda geçiş dönemi ürünlerimiz sayılan eserler yer almaktadır.
İLK İSLAMİ ÜRÜNLER

KUTADGU BİLİG:

Kutadgu Bilig, Türk dilinin en temel eserlerinden ve Türk dili araştırmalarının en mühim kaynaklarındandır. İslâmî Türk edebiyatının adı bilinen ilk şair ve düşünürü Balasagun'lu Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınmıştır.
Eserini Balasagun'da yazmaya başlayan Yusuf, 1068 yılında memleketinden ayrılarak Doğu Karahanlı Devleti'nin merkezi olan Kaşgar'a gitmiş ve eserini 18 ay sonra, 1069 (Hicrî 462) yılında burada tamamlamıştır. Kitabını bitirince bunu, Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunmuş, Han da eseri çok beğendiği için Yusuf'u, takdiren "Hâs Hâcib (Ulug Hâcib)" tayin etmiştir.
Kutadgu Bilig'deki kahramanların temsil ettikleri değerler:

Divan, Divançe, Divan Edebiyatı/ Prof Dr. İskender PALA

divan (divân) a.i.
Topluluk, meclis, kurul. Ortak İslam kültürüyle iç içe olan doğu dillerinde çeşitli anlamlarda kullanılır.
Muhtelif kelimelerle deyimler, tamlamalar ve terimler kurarak eski Osmanlı kültüründe sağlam bir yer edinmiş olan divân kelimesi bugün bazı anlamlarıyla kullanımdan düşmüştür.
Hukukta lüzumu hâlinde, devlet teşkilatındaki yargılama kurullarının üstünde hak ve yetkillerle kurulan özel mahkeme (msl. Adalet divânı). Bazan normal mahkemelerle (msl. divân-ı âlî) divân denildiği olur. Mahkemedeki yargı ve adalet anlamından istifade ile divân-ı ilâhî (kıyamet gününde Allah huzurunda görülecek olan mahkeme) tamlaması da dinî bir terim olarak karşımıza çıkar. Mâliyede Pehlevî dilindeki ,"devân (hesap tutma fiili ve hesap defteri"ın aynı anlamıyla Arapçadaki ve oradan naklen Türkçedeki kullanım şeklidir. Kuyudat defteri olarak bilinir.

DİVAN EDEBİYATI (SARAY EDEBİYATI,KLASİK EDEBİYAT)

Divan edebiyatı, Türklerin İslâm dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçe'ye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu edebiyata Divan edebiyatı denmesinin nedeni, şâirlerin şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır.
İslâm dininin benimsenmesinden sonra,Kuran'ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir. Öte yandan Anadolu'da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsça'yı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de yol açtı. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başladılar. Osmanlı Devleti döneminde Arapça ve Farsça'nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili divan edebiyatında kullanılan ana dildir.

13. ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı Genel Özellikleri ve Sanatçıları

Göktürk, Uygur, Karahanlı yazı dilleri Eski Türkçe içinde yer alır. Bunların örneklerini İslamiyet'ten Önceki Türk Edebiyatında ve Geçiş Dönemi diye adlandırdığımız 11. ve 12. Yüzyıl Türk edebiyatında görmüştük. Türk yazı dili 13. yüzyılda biri Batı Türkçesi, diğeri Kuzey-Doğu Türkçesi olmak üzere ikiye ayrıldı. Batı Türkçesi içinde zamanla Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Gagavuz Türkçesi gibi yazı dilleri meydana geldi.Batı Türkçesinin temelini Eski Anadolu Türkçesi oluşturur. 13. ve 14. yüzyıllar bu yazı dilinin oluşup gelişme dönemidir. Bu dönemde, bu yazı dili ile ortaya konan ve anonim birer özellik gösteren Battalnâmeler, Dânişmendnâmeler, Saltuknâmeler ve Dede Korkut Hikâyeleri önem arz eder.

18 Ocak 2011 Salı

Tanzimat Edebiyatı Test Soruları 1

Aşağıdakilerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
A) Geleneksel tiyatromuz kalıplaşmışlıktan uzaktır; edebi akımların etkisi görülür.
B) Meddah

16 Ocak 2011 Pazar

14 Ocak 2011 Cuma

Servet-i Fünun Edebiyatı Test Soruları

1. Bu dönem sanatçıları, siyasal baskıdan ötürü toplumsal sorunlara değinmediler. Fransız edebi­yatına hayranlık duyduklarından bu edebiyatın biçim ve anlatım özelliklerinden etkilendiler. Bu durum, dönemin sanatçılarını, halk kitlelerinden uzaklaştırdı. Böylece sanatçılar, dönemin aydınla­rına seslenen, konak ve yalılarda sanat tartışma­ları yapan bir kimliğe büründüler. Konularını İstan­bul dışına çıkaramadılar. Verdikleri eserlerde.koyu bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde kaldılar.
Bu parçada sözü edilen edebiyat topluluğu ve onun üyelerinden biri aşağıdakilerin hangisin­de birlikte verilmiştir?
A) Divan edebiyatı - Fuzulî
B) Tanzimat - Ziya Paşa
C) Servet-i Fünun - Mehmet Rauf
D) Milli edebiyat - Halide Edip Adıvar
E) Beş Hececiler - Faruk Nafiz Çamlıbel
 

2. Aşağıdakilerden hangisi Fecr-i Aticilerin orta­ya çıkış amaçlarından biri değildir?
A) Dilin, yazının, edebiyatın ve bilimin gelişmesi­ne çalışmak
B) Topluluk üyelerinin yapıtlarını içeren bir kitap­lık kurmak
C) Yetenekli sanatçıları bir araya getirmek
D) Türk edebiyatının önemli eserlerini Batı dille­rine çevirmek
E) Herkese açık toplantılar düzenleyerek halkın edebiyat ve sanat konularındaki bilgilerini ar­tırmak


3. Servet-i Fünun dergisinde yazı işleri müdürü ol­muştur. Bu dergide yayımladığı ilk şiirlerinde açık bir dil kullanmakla kalmamış, aruzun kalıplaşmış şeklini bozarak şiiri düzyazıya yaklaştırmıştır. Ser­best müstezat şiire en iyi uygulayanlardan biri olmuştur. 1901'e kadar kişisel konuları işleyen şair, bu yıldan sonra sosyal konulan işlemeye başlamıştır. Çocuklar için yazdığı "Şermin" adlı şiir kitabında hece ölçüsünü kullanmıştır.
Bu parçada tanıtılan şair aşağıdakilerden han­gisidir?
A) Tevfik Fikret
B) Cenap Şahabettin
C) Hüseyin Cahit Yalçın
D) Mehmet Rauf
E) Arif Hikmet

4. — döneminde dergiler önemli bir yer tutmuştur. Bu dönemde Servet-i Fünun dergisinin yanında "Malûmat", "Mekteb", "Musavver Malûmat" gibi dergiler çıkarılmıştır. Bu dergilerde edebiyat, sa­nat konularında öğretici yazılar yayımlanmıştır. Eleştirilere yer verilmiş ve tartışmalar yapılmıştır.
Bu parçanın başına aşağıdakilerin hangisi ge­tirilmelidir?
A) Tanzimat
B) Edebiyat-ı Cedide
C) Milli edebiyat
D) Divan edebiyatı
E) Halk edebiyatı

5. —, sanat anlayışını ve dönemin yayın hayatını "Maî ve Siyah" romanının önsözünde anlatmıştır. Bu roman gerçekçi bir anlayışla kaleme alınmış­tır. "Aşk-ı Memnu"da bir Türk ailesi, bütün yönle­riyle tanıtılmıştır. Roman, özenilen alafranga ha­yatın bir eleştirisidir. "Kırık Hayatlar"da ailenin tehlikelerden korunması işlenmiştir. Hikâye ve ro­man türünün ülkemizdeki başarısının temelinde bu sanatçımızın payı büyük olmuştur.
Bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Tevfik Fikret
B) Cenap Şehabettin
C) Hüseyin Cahit Yalçın
D) Mehmet Rauf
E) Halit Ziya Uşaklıgil

6. Servet-i Fünun dergisi, Fransız İhtilali’ni konu alan "Edebiyat ve Hukuk" adlı makalenin — ta­rafından çevrilip yayımlanması gerekçesiyle 1901 yılında kapatıldı. Böylece bu dergi etrafın­daki edebî topluluk da dağıldı.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerin hangisi getirilmelidir?
A) Tevfik Fikret
B) Cenap Şehabettin
C) Halit Ziya Uşaklıgil
D) Hüseyin Cahit Yalçın
E) Mehmet Rauf

7- Edebiyat-ı Cedîde romancılarının, roman dünya­mıza, içinde bulundukları sosyal hayattan bazı kuvvetli tipler ve sahneler getirdikleri yadsına­maz. Halit Ziya'nın — romanındaki Ahmet Cemil tipi, — romanındaki Firdevs Hanım, Nihâi ve Bih-ter, o devir İstanbul'unda yaşamışlardı.
Bu parçada boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerin hangisi getirilmelidir?
A) Mai ve Siyah - Aşk-ı Memnu
B) Kırık Hayatlar – Nemide
C) Sefile - Bir Ölünün Defteri
D) Ferdi ve Şürekası - Sefile
E) Kırık Hayatlar - Bir Ölünün Defteri

8. Servet-i Fünun döneminde roman, hikâye, anı, ti­yatro, makale gibi değişik türlerde eserler ver­miştir. Balzac, Stendhal, Zola gibi Fransız realist ve natüralistlerinden etkilenmiş ve Türk romanın­da yeni bir çığır açmıştır. Romanlarında aydın çevreleri; hikâyelerinin büyük bir bölümünde ise halkın hayatını işlemiştir. Ağdalı bir dille eser ve­ren sanatçı dilde sadeleşme hareketine karşı çık­masına rağmen, daha sonra kendi eserlerini sadeleştirmiştir. Anılarını "Kırk Yıl" adlı eserinde top­lamıştır.
Bu parçada sözü edilen sanatçı aşağıdakilerin hangidir?
A) Halit Ziya Uşaklıgil
B) Samipaşazade Sezai
C) Recaizade Mahmut Ekrem
D) Hüseyin Cahit Yalçın
E) Mehmet Rauf

9. Ahmet Haşim ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Sembolizmin en önemli temsilcisidir.
B) Sanat sanat içindir, görüşüne bağlıdır.
C) Dili, süslü ve sanatlıdır.
D) Hece veznine hayranlık duyar.
E) Serbest müstezatı bolca kullanır.

I 0. 1908'den sonra — temsilcilerinden Hüseyin Suat, Halit Ziya, Cenap Sahabettin bazı çeviri ve uyarlama piyesler yazarak tiyatro alanında varlık göstermeye çalıştılar. Hüseyin Suat, bu dönemin tiyatrosunun en başarılı temsilcisi olarak kabul edilir.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerin hangisi getirilmelidir?
A) Divan edebiyatı
B) Tanzimat edebiyatı
C) Servet-i Fünun edebiyatı
D) Fecr-i Âti edebiyatı
E) Milli edebiyat

11 . Aşağıdaki eserlerden hangisi, karşısında verilen sanatçıya ait değildir?
A) Saray ve Ötesi - Namık Kemal
B) Suriye Mektupları - Cenap Şehabettin
C) Haluk'un Defteri - Tevfik Fikret
D) Karanfil ve Yasemin - Mehmet Rauf
E) Malta Geceleri - Süleyman Nazif

12. Hayatı boyunca Namık Kemal'in etkisinde kalan —, hem nazım hem de nesir alanında eserler vermiştir. O, Edebiyat-ı Cedide topluluğunun uzaktan bir üyesidir. Özden vatansever bir sanat­çı ve aynı zamanda da oldukça tutucudur. Geç­mişin her türlü olumlu değerine büyük bir inanç­la bağlıdır. Sanatı daima toplumun yararına kul­lanmıştır. Manzum ve mensur tüm eserlerinde de heyecanlıdır. Dilinin anlaşılabilirlikten uzak oluşu onu günümüzden uzaklaştırmıştır. "Çal Çoban Çal" şiiri meşhurdur. "Harp ve Sulh", "Bataryayla Ateş" gibi eserleri de vardır.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerin hangisi getirilmelidir?
A) Ali Ekrem B) Ahmet Hikmet
C) Süleyman Nazif D) Hüseyin Suat
E) Tevfik Fikret

13. Aşağıdaki eserlerden hangisi roman türünde değildir?
A) intibah B) Araba Sevdası
C) Mai ve Siyah D) Eylül
E) Vatan yahut Silistre

1-C
11-A
2-D
12-C
3-A
13-E
4-B

5E

6-D

7-A

8-A

9-E

10-C

11. Sınıf Türk Edebiyatı Ders kitabı (sayfa 118-119)

11. SINIF TÜRK EDEBİYATI
Ders kitabı (sayfa 118-119) Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler - Anlatmaya Bağlı Metinler - Hikaye
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
-  Servetifünun hikâyesinde mekân tasvirleri geçeklik duygusu uyandırmaz.                    (Y )
-  Servetifünun Dönemi hikâyesinde klasisizm akımının etkisi görülür.                               (Y )
-  Servetifünun Döneminde olay hikâyesi de durum hikâyesi de kullanılmıştır.      ( Y)
2. Aşağıdaki cümlede boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
BATI TARZI hikâyenin ilk örneklerini Tanzimat Dönemi yazarları, teknik bakımdan daha
başarılı ve olgun örneklerini ise SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİ yazarları vermiştir.


3. Halk hikâyesi, masal ve modern hikâye göz önünde bulundurulduğunda aşağıdakilerden
hangisi söylenemez?
A) Hikâyede masaldan farklı olarak değişik bakış açılarının kullanıldığı
B) Haik hikâyelerinin anonim, modern hikâyelerin ise belli bir yazarının olduğu
C)  Zaman ve mekânın masallarda belirsiz, olay ağırlıklı hikâyelerde ise belirli olduğu
D) Halk hikâyesi ve masalın Tanzimat Döneminde edebiyatımıza girdiği
E) Modern hikâyenin olay ağırlıklı ve durum ağırlıklı hikâye olmak üzere ikiye ayrıldığı

4. Aşağıdakilerin hangisinde, Tanzimat Dönemi öncesi ve sonrasına ait anlatmaya bağlı edebî metin türleri bir arada verilmiştir?
A)  Modern hikâye-Roman
B)  Mesnevi-Halk hikâyesi
C)  Halk hikâyesi-Masal
D) Mesnevi-Modern hikâye
E) Masal- Mesnevi

5. Servetifünun Dönemi hikâyesinin genel özelliklerini maddeler hâlinde defterinize yazınız.
a) Modern hikaye yapısına uygun hikayeler yazılmıştır.
b) Maupassant tarzı hikâyeler yazılmıştır.
c) Bireysel temalar işlenmiştir.
d) İstanbul dışında Anadolu halkının yaşantısına da yer verilmiştir.
e) Arapça ve Farsça tamlamaların kullanıldığı, tasvir ve tahlillerin yapıldığı edebi açıdan ustalık isteyen bir dil kullanılmıştır.
f) Hikayelerin dili, Servet-i Fünun romanlarına göre daha sadedir.

SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNDE ROMAN VE HİKAYE
Hikâye ve romanda teknik yönden gelişme gözlenir. Kısa hikâye, bu dönemde edebiyatımıza girer. Hikâye ve roman edebî bir çizgiye ulaşır.
Batılı anlamda Türk romanı bu dönemde yazılır.
Roman tekniği modern ve sağlamdır.
Olayların örgüsü, işlenişi ve konuşmalar başarılı bir biçimde verilir.
Eserde, yazar kişiliğini gizler.
Psikolojik romanın ilk örneği, bu devrede görülür (M.Rauf, Eylül).
Kişilerin ruh durumları anlatılır ve çözümlenir; sosyal hayat tasvir edilir.
Gerçek hayat sahnelerine yer verilir (H. Cahit, Hayâl içinde). Hayatta görülen ve görülmesi mümkün olan olay ve kişiler anlatılır.
Tip yaratmada, tasvir ve portrelerde başarı sağlanır. Realist ve naturalist çizgiye yaklaşılır. Realizm ve natüralizm vb... edebî akımlar örnekleriyle birlikte edebiyatımıza girer.
Romanda romantizmin etkisi belirgin biçimdedir. Zamanla realizme yönelme başlar. Roman içinde yaşanılan toplum yaşantısı dile getirilir. Batıya ayak uydurma yolundaki çabalar, romana konu olur. Sanatçının yol gösterici olduğuna inanan romancılar, batılılaşma sürecinde kendilerine göre uygun buldukları örnekleri romana sokarlar (H. Ziya, Aşk ı Memnu),
Romanda, sosyal davalara yer verildiğine rastlanmaz. Çevre özelliklerinden ve milli konulardan yoksundurlar.
Konularını İstanbul'daki seçkinler tabakasından -özellikle- batılı çevrelerden alırlar. Bu nedenle "Salon edebiyatı" oluşturdukları öne sürülür. Aydınlar için yazmış olmaları, halktan uzaklaşmalarına neden olur.
Klâsik vak'a hikâyesi, Halit Ziya ile doruk noktaya ulaşır. Hikâyeler, orta halli ve yoksul insanları konu edinir; İstanbul'un dışına çıkılır (H.Ziya, Bir Yazın Tarihi...)
Hayâl kırıklığı, üzüntü ve başarısız aşklar, hikâye ve romana giren belirgin temalardır. Hikâye ve romanda realizme geçiş, gözlemi getirir, hayâli ikinci sıraya iter. Yazarlar, realizmin ve natüralizmin etkisinde kalırlar.
Kadına özel ilgi, bu dönemde görülür. Kadın; ev içi romanlarındaki kadın tipleri ve kadınlara ait eşyaların tasviri gibi değişik şekillerde ortaya çıkar. Şahıs ve mekân tasvirlerinde üslûp sanatlı ve süslüdür. Roman ve hikâyelerin dili, üslûbu kusurludur. Süslü ve sanatlı anlatım tutkusu ileri ölçüdedir. Estetik uğruna Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar, hikâye ve romanda geniş ölçüde vardır. Üslûp anlayışı ve arayışı, Türkçenin kimi zaman anlaşılmaz hâle gelmesine sebep olur. ikizli, üçüzlü ve dördüzlü tamlamalarla oluşturulan kullanımlar, karışıklığa neden olur.
Fransız dilinin etkisiyle Türkçenin söz dizimi genişlik kazanır. Cümlenin öğeleri yer değiştirir; bazen cümleler yarıda bırakılır, kesik cümlelere yer verilir. Cümleler isteğe bağlı olarak kısalır ve uzatılır.

11. Sınıf Türk Edebiyatı - Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler ve Mensur Şiir (sayfa 96-108)

11. Sınıf Türk Edebiyatı - Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler ve Mensur Şiir (sayfa 96-108)
Hazırlık
Düşmüş siyah-berg-i şebe şebnem-i sîmîn,
Şebnem gibi titrerdi kamer leyi üzerinde,
Bir şeb-pere-i hufte, bir âhû-yı gerende
Vermişti bu nüzhet-gehe bir vahşet-i nermîn

Cenap Sahabettin

Günümüz Türkçesiyle
Gecenin siyah yaprağına gümüşten bir çiy tanesi düşmüştü. Ay, çiy tanesi gibi gecenin üzerinde titrerdi. Uyuyan bir yarasa, atlayan bir ceylan bu gezinti yerine yumuşak bir vahşilik vermişti.

1. Yukarıdaki dörtlük bir resim şeklinde ifade edilebilir mi? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçtan hareketle yukarıdaki şiirin resim sanatı ile ilişkisi hakkında çıkarımlarda bulunarak defterinize yazınız.
ı. Verilen dörtlük bir resimle ifade edilebilir. Verilen dörtlükte yapılan betimlemeler, okuyucunun zihninde canlanan bir görüntüye sahiptir. Bu nedenle Servet-i Fünün Döneminde "resim gibi şiir yazma" anlayışı oldukça hakimdir.

2. Bir dönemde yazılan şiirlerin şekil özellikleri bakımından kendinden önceki dönemlere ait şiir şekillerinden farklı özellikler göstermesi size neler düşündürüyor? Sözlü olarak ifade ediniz.

2. Bir dönemde yazılan şiirlerin kendilerinden önceki dönemlere ait şiir şekillerinden farklı olması, birtakım yeni. edebi türlerin şiire girdiğinin bir göstergesidir .
YAĞMUR
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler...

Sokaklarda seylâbeler ağlaşır,
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

Bulutlar karardıkça zerrâta bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

Bürür bir soğuk gölge etrafı hep,
Nümâyân olur gündüzün nısf-ı şeb.

Söner şimdi, manzûr olurken demin
Heyulası karşımda bir âlemin.

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

Geçer boş sokaktan, hayalet gibi,
Şitâbân u pûşîde-ser bir sabî;

O dem leyl-i yâdımda, solgun, tebâh,
Sürür bir kadın bir ridâ-yı siyah.

Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek!-
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

Öter gûş-ı ruhumda boş bir enîn,
Boğuk bir tezâd-ı sükûn u tanîn;

Küçük, pür-heves, gevherîn katreler
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Olur muttasıl nevha-ger, nağme-sâz
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Küçük, pür-heves, gevherîn katreler...
TEVFİK FİKRET
(Rubab-ı Şikeste)
YAĞMUR
Küçük, birbirini izleyen, çekingen darbeler;
kafeslerde, camlarda titreyerek durmadan yaslı şarkılar
söyler.
Kafeslerde, camlarda titreyiş dolu,
küçük, birbirini izleyen , çekingen darbeler...

Sokaklarda seller ağlaşır,
ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır...

Bulutlar karardıkça en küçük varlıklara bile ağır,
can çekişen bir dalgalanma gelir;

Bir soğuk gölge hep çevreyi bürür,
gündüz vakti gece yarısı (karanlığı) görünür.

Demin karşımda bir âlemin heyulası
görünürken şimdi söner.

Ne bir yüz ne bir pencere açılır;
bakıldıkça yerlere vahşet çöker.

Boş sokaktan hayalet gibi geçer, başı örtülü, aceleci bir çocuk;
O zaman, anılarımın gecesinde solgun,
tüken­miş bir kadın, bir siyah örtü sürür.

Kuşlar saçaklarda susar -bu pek hazindir!-
uzaktan bir köpek ulur.
Ruhumun kulağında boş bir inleyiş öter.
Boğuk bir sessizlik ve çınlama tezadı;

Küçük, heves dolu, inciden damlalar;
sokaklar­da, damlarda titreyerek durmadan
yaslı şarkılar söyler. Sokaklarda, damlarda titreyiş dolu,
küçük, heves dolu, inciden damlalar...
1.   Yağmur adlı şiirde ahengi sağlayan unsurları (kafiye, aliterasyon, ritim vb.) tespit ederek tah­taya yazınız.
1.Şiirin ritmi aruz ölçüsüyle sağlanmıştır. Ayrıca şiirdeki ses benzerlikleriyle de ahenge yardımcı bir söyleyiş oluşturulmuştur.
2.   Aşağıda verilen bentteki ahenk unsurları (kafiye, aliterasyon, ritim vb.) ile şiirin konusu arasında nasıl bir ilişki vardır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler...
2. Verilen bendin söyleyişine dikkat edilirse, şiirin başlığında olduğu gibi yağmurun yağış sesi ve ritmi verilmeye çalışılmıştır.
3.   Şiiri yapı bakımından inceleyiniz. Ulaştığınız sonuçları tahtaya yazınız.
3. Şiir başta ve sonda birer bent ve arada beyitlerin yer aldığı bir yapıya sahiptir. Tevfik Fikret bu şiirinde klasik divan şiiri kalıplarını kırmış, söyleyiş ile tema arasında bir yapı meydana getirmiştir.
4.   a. Yağmur şiirinin birimlerini belirleyerek birimlerde anlatılanları sözlü olarak ifade ediniz,
b. Birimlerde anlatılanların şiirin bütünü içindeki yerini belirleyiniz.
4. a Şiirdeki bentler ve beyitler şiirin birimleridir. Birimlerde günümüz Türkçesiyle kısmında da verildiği gibi yağmurun yağışı ve yağmur yaĞarken şairin izlenimleri dile getirilmiştir .
b. Birimlerde anlatılanlar şiirin temasını farklı yönlerden işleyerek bir bütün oluşturmaktadır.
5.       Şiirin başında ve sonunda bent, bentler arasında ise beyitlerin kullanılması "yağmurla nasıl
ilişkilendirilebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
5. a Şiirin başında ve sonunda bent,bentler arasında ise beyitlerin kullanıması, yağmurun yağışı da düşünülürse, önce hafiften başlayan (ı.bent), daha sonra hızlanan (beyitler) ve yine bitmeden önce yavaşlayan (sonuncu bent) yağmur sahnesi canlandınlmaya çalışılmıştır.
Sınıf iki gruba ayrılır. Birinci grup, Cumhuriyet Dönemi şairlerinden Ahmet Muhip DIRANAS'a ait Yağmur adlı şiiri; ikinci grup, Hay-Kay adlı şiiri Tevfik Fikret'in Yağmur şiiriyle tema ve temanın işlenişi bakımından karşılaştırır. Farklı dönemlere ve ülkelere ait şiirlerle tema ilişkisinden yola çıkılarak Fikret'in Yağmur şiirinin tema özelliği tartışılır. Ulaşılan sonuç tahtaya yazılır.
YAĞMUR
Ekseri sonbahar gecelerinde
Sızarken camlardan ince bir yağmur,
Düşünürüz, her şey yerli yerinde
Ama gözlerimiz niçin doludur?

Bazen ellerinde gümüş bir tasla
Ümitler yaklaşır bize, bin nazla,
"Kapa gözlerini, der, uyu hazla!.."
Sızarken camlardan ince bir yağmur.
Ahmet Muhip DIRANAS
HAY-KAY'LAR
III
Yağmur yağıyor,
Ama kaldırın kamıştan perdeyi,
O mutlaka elinde bir zambakla ordadır.
XX
Yağmur bulutları,
Sarhoş bambuların günü, Dostlarımla bayram.
Ki-Ka-Ku
ı. Grup: Ahmet Muhip Dıranas'ın Yağmur adlı şiirinin teması, Fikret'in şiirinde olduğu gibi "yağmur"dur. Tema şairin duyuşuna göre anlatılmıştır.
2. Grup: Hay-Kay, Japon şiirine ait özel bir nazım şeklidir. İşlenen tema ise yine yağmurdur.
Bu durum temanın evrensel bir özellik taşıdığını gösterir.
6.    Şiirin temasıyla devrin siyasi ve sosyal gerçekliği arasında bir ilişki var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
6. Şiirin temasıyla devrin siyasi ve sosyal gerçekliğiyle bir iliŞkisi yoktur. Çünkü Servet-i Fünun sanatçıları toplumsal konu ve sorunlardan uzak durmuş, bireysel kanunlara yönelmişlerdir.


7.    Yağmur şiirinin teması ile Tanzimat Dönemi şiirlerinin temaları karşılaştırıldığında Servetifünun Dönemi şiirlerinin temaları hakkında neler söylenebilir? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları tahtaya yazınız.
7. Tanzimat Dönemi sanatçılarında görülen toplumsal sorumluluk duygusu, Servet-i Fünun sanatçılarında yoktur. Bu nedenle işlenen temalar Tanzimat Döneminde toplumsal, Servet-i Fünun Dönemlerinde bireyseldir.

Bulutlar karardıkça zerrâta bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

Saçaklarda kuşlar -hazîndir bu pek!-
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

8. Doğal dilin ve şiir dilinin özellikleri bakımından yukarıdaki beyitleri inceleyiniz. Sizce bu beyit­lerde hangisi ağır basmaktadır? Sözlü olarak ifade ediniz.
8. Verilen beyitlerde doğal dil, şiİr dilinin birtakım benzetme, mecaz ve sanatlarıyla kullanılmıştır. Bu durum beyitlerde şiir dilinin ağır bastığını göstermektedir.
9.  Şiirde bir cümlenin mısra ortasında başlamasına veya bitmesine hatta bazen bir birimden diğer birime sarkmasına "anjambman" dendiğine göre Yağmur şiirinde anjambmana örnek olabilecek mısraları tespit ediniz. Bu, şiire temel ifade şekilleri bakımından ne tür bir özellik kazandırmaktadır? Sözlü olarak ifade ediniz.
9. Şiirdeki bentler ile iki, dört, altı, yedi ve sekizinci beyitlerde anjambman vardır. Bu durum şiir dilinin nesir (düz yazı) diline yaklaştığını gösterir.

10.  Yağmur şiirinde tasvir edilen tabiat, resimle ifade edilebilir mi? Buradan hareketle şiir, parnasizm ve sembolizm akımlarından hangisine uymaktadır? Metinden örnekler vererek belirleyiniz.
10. Yağmur şiirinde anlatılanlar, Servet-i Fünun sanatçılarının resim gibi şiir yazma anlayışlarına uygun olduğu için resimle ifade edilebilir. Şiir bu yönüyle parnasizm akımına uymaktadır. Şiirin her birimi birer sahne niteliği taşıdığı için şiirin tamamı parnasizm akımına örnektir.
11.   Yağmur şiirinde tabiat nasıl yansıtılmıştır? Şiirden örneklerle sözlü olarak ifade ediniz.
1 ı. Yağmur şiirinde tabiat, yağmurun yağmaya başlaması, sokakların durumu, gökyüzünün aldığı hal ile hayvanların hali göz önüne serilerek anlatılmıştır.
12.      "Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz"
Yukarıdaki mısra gerçek anlamı dışında başka anlamlar da ifade etmekte midir? Tartışınız. Siz de şiire anlam zenginliği kazandıran başka örnekler bularak tahtaya yazınız. Bulduğunuz bu örneklerin ifade ettiği anlamları defterinize yazınız.
12. Verilen mısradaki "yaslı şarkılar" (nevha-ger mağme-söz) ifadesi gerçek anlamı dışında kullanılmıştır. Çünkü "yaslı" sözcüğü insan için kullanılırken bu dizede şarkı için kullanılmıştır.
Şiirde ayrıca "çekingen darbeler, ağlaşan seller, can çekişen dalgalanmalar, soğuk gölge, sönen heyula, hayalet, solgun, tükenmiş kadın, hazin kuşlar, ruhumun kulağı, soğuk bir sessizlik, heves dolu damlalar" gibi birçok ifade gerçek anlamı dışında kullanılmıştır.
13.  "gûş-ı ruhum (ruhumun kulağı)" ve "leyl-i yâd (hatıramın gecesi)"
Yukarıdaki imgelerle Tanzimat Dönemi şiirinde kullanılan imgeler arasında nasıl bir farklılık vardır? Servetifünun şiirinde   bu tür imgelere neden başvurulmuştur? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçlan tahtaya yazınız.
13. Verilen imgeler Tanzimat Döneminden farklı olarak Servet-i Fünun şairlerinin yeni ve eski kalıplarından çok farklı imge ve tamlama bulma arzularının yansımasıdır.

14.
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Sokaklarda seyl-âbeler ağlaşır, Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;
Öter gûş-ı ruhumda boş bir enîn, Boğuk bir tezâd-ı sükûn u tanîn;
a. Yukarıdaki dizelerde bulunan söz sanatlarını beiirleyiniz.
b. Bu sanatların şiirdeki işlevini sözlü olarak ifade ediniz.
14. a.
"muhteriz darbeler" ~ teşhis (kişiselleştirme)
"Sokaklarda seyl-abeler ağlaşır" ~ teşhis (kişiselleştirme)
"gfiş-ı ruhum" ~ teşhis
"sükun u tanin" ~ tezat
b. Söz sanatları Yağmur şiirinin ahengini ve söyleyişini yansıtmakta birer araç olarak kullanılmıştır.


15.    Divan şiiri, halk şiiri ve Tanzimat Dönemi şiirinin özelliklerini göz önünde bulundurduğunuz­da Yağmur şiirinin gelenekle ilişkisi ve şiirde temanın işlenişi ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Sözlü olarak ifade ediniz.
15. Yağmur şiirindeki beyitler ile bentler divan şiiri ve Tanzimat şiiri geleneğiyle ilişkilidir. Şiirde hem eski hem de yeni unsurlar bir arada kullanılmıştır. Şiirdeki tema, şairin duyuş ve gözlemlerini yansıtacak şekilde işlenmiştir.

16.   Servetifünun Döneminin sosyal şartları ve kültürel hayatıyla yağmur şiiri arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları defterinize yazınız.
16. Yağmur şiiri bireysel duyguların dile getirildiği bir şiir olması dolayısıyla döneminin sosyal şartlarından uzak bir şiirdir. Kültürel anlamda ise ancak Servet-i Fünunun şiir anlayışıyla ilişkilendirilebilir.

17.    Yağmur şiirinde ifade edilen duygular herkes tarafından hissedilebilecek duygular mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçtan hareketle şiirde ifade edilen duygulann niteliğini tahtaya yazınız.
17. Yağmur şiirinde anlatılanların herkeste aynı duygu ve ruh halini yansıtması beklenemez. Şiirde anlatılanlar Fikret'in ruh halini yansıtmaktadır. Bu durum, edebi eserlerin çok anlamlılığıyla ilgilidir.

18.   Servetifünun Edebiyatının özelliklerinden hareketle Yağmur şiirini "gerçek ve hayal" kav­ramları etrafında yorumlayınız.
18. Yağmur şiirindeki, yağmura atfedilen ifadeler ve yağmurun şairin zihninde yarattıkları hayal unsurları, "yağmur"un kendisi ise bir gerçeklik unsuru olarak yorumlanabilir.
19.   Şiirde yağmurun yağışı ve bu sırada yaşanan bazı olaylar anlatılmaktadır. Buradan hareketle olaylar ile anlatıcı arasındaki ilişkiyi sözlü olarak ifade ediniz.
19. Şiirde anlatılan olaylar, yaşananlar, şairin yani anlatıcının gözlem, duygu ve ruh halini yanısıttığı için ona özeldir. Bu da olaylar ile anlatıcı arasında sıkı bir ilişiki olduğunun göstergesidir.
Yağmur şiirini düz yazıya çeviriniz. Bu şekliyle şiirin anlamında bir değişiklik olup olmadığını sebepleriyle birlikte sözlü olarak ifade ediniz.
Şiirin günümüz Türkçesi bölümünde verilen hali bir düz yazı metni gibi düşünülürse, şiirdeki anlamın değil, ahengin, duygu halinin ve şiirin okuyucu üzerindeki etkisinin kaybolduğu görülmektedir.
Elhan-ı Şita

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
Ey kulûbün süûd-i şeydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.


Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar.
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ'şun üstünde şimdi ey müde
Başladı parça parça pervâze
karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar!


Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mügân,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!-
Son kalan mâi tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar ağlar.

***

Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!

Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!-
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid...
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!

***

Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar

Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân

Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.

Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:

Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.
Cenap Şehabettin
Kış Ezgileri

Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,
Eşini kaybeden bir kuş
gibi kar
Geçen ilkbahar günlerini arar...
Ey kalplerin çılgın ezgileri
Ey güvercinlerin marşları,
O baharın işte yarını bu:
Kapladı derin bir sessizliğe yeri
karlar
Ki sessizce sürekli ağlarlar.


Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz melek kanadının saçağı
gibi kar
Seni solgun bahçelerde arar;
Sen açarken çiçek üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpaze gibi,
Naaşın üstünce şimdi ey ölü
Başladı parça parça uçmaya
karlar
Ki gökten düşer düşer, ağlar!


Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar!
Küçücük, beyaz başlı baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, yuvalarda arar.
Gittiniz, gittiniz ey kuşlar!
Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar;
Yuvalarda -feryatsız yetim gibi!-
Son kalan mavi tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar, ağlar!

***

Ey kış günlerinin seması! Elinde yığın yığındır
Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, sabah bulutu...
Dök ey sema -tabiatın ruhu uykudadır;-
Kara toprağın üstüne bembeyaz çiçekler!

Yapraksız ve çiçeksiz olan her ağaçlık şimdi
Bir gölgeler, siahlıklar ve ümitsizlikler yığınıdır.
ey kış semasının eli, durma, durma çek
Her ağacın üzerine bir beyaz örtü.

***

Göklerden emeller gibi yağıyor kar,
Her tarafta hayalim gibi koşuyor kar.

Sessiz bir rüzgarın saf kanadında uyuklarmış gibi
Bir aralık durur, sonra uçarlar.

Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçarak,
Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmedeler.

Karlar sükût ilahilerinin ezgileridir,
Karlar melekler âleminin bahçelerinin çiçekleridir.

Ey semanın eli, kara toprak üzerine dök.
Ey semanın eli, cömertliğin eli, kışın eli dök;

Bahar çiçeklerinin yerine beyaz karı,
Kuşların ezgilerinin yerine ümit sessizliğini!

Günümüz Türkçesiyle

6. ETKİNLİK
Sınıf iki gruba ayrılır. Birinci grup Elhân-ı Şitâ adlı şiirde ahengi sağlayan unsurları (kafiye, aliterasyon, ritim vb.) tespit eder. İkinci grup, şiiri yapı bakımından inceler. Sonuçlar sözcüler tarafından tahtaya yazılır.

Şiirin ritmi, aruz ölçüsüyle sağlanmıştır. Ayrıca şiirdeki her türlü ses benzerliği şiirin ahengini sağlayan unsurlardandır.

2. Grup: Elhan-ı Şita adlı şiir üç bent, iki dörtlük ve altı beyitten oluşan hem divan hem de Batı şiiri ile halk şiiri etkilerini taşıyan bir yapıya sahiptir.


1. Aşağıdaki bentte anlatılanlar ile şiirin ahenk unsurları arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin şiirin yapısına nasıl yansıdığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
1. Verilen bentte kar yağışının ritmi sağlanmaya çalışılmıştır. Karın yağış ritmi tüm şiirde verilmiş, tıpkı Yağmur şiirinde olduğu gibi, resim gibi şiir yazma anlayışına uyulmuştur.
2. Elhân-ı Şitâ şiirinin birimlerini belirleyerek birimlerin şiirin bütünü içindeki yerini ve değerini sözlü olarak ifade ediniz.
2. Elhan-ı Şita şiirinin birimleri üç bent, iki dörtlük ve altı beyitten ibarettir. Bu birimler şiirin teması olan "kar"etrafında bir araya gelerek şiiri oluşturmuşlardır.
7. ETKİNLİK
Sınıf iki gruba ayrılır. Birinci grup, XX. yy. şairlerinden Behçet Necatigil'e ait Kar Kar adlı şiiri; ikinci grup, XX. yy. Alman şair ve romancılarından Hermann Hesse'ye ait Kış Günü adlı şiiri, Cenap Şahabettin'in Elhân-ı Şitâ adlı şiiriyle tema ve temanın işlenişi bakımından karşılaştırır. Buradan hareketle Elhân-ı Şitâ adlı şiirin tema özelliği, farklı dönemlere ve ülkelere ait şiirlerde de aynı temanın işlenmesi açısından tartışılır. Ulaşılan sonuç tahtaya yazılır.
KAR KAR
Farı, kalbim, farı da
Kapına yığılacak karları
Kürüyeme!
Ben senin necinim, kalbim
Kulun, kölen, müneccim
İşlerin, açmazlar — Koş aç, koş aç!
Rafında kap kaçak, torbanda un
Al bir lenger kar
Deve hamurunu kendine kendin!
Yokum ben, bıktım, gerçek bıktım
Kapan derdinle içerde Acılar mı anılar mı kar kar
Behçet NECATİGİL
KIŞ GÜNÜ
Işık ne kadar güzel,
Bugün solan karda,
Ne kadar zarif ışıldıyor pembemsi uzaklar!

Ama yaz, yaz değil bu.
Sen, şarkılarımın saat başı seslendiği,
Iraktaki gelin sureti,
Bana yansıyan dostluğun ne de şefkatli!
Ama aşk, aşk değil bu.

Daha çok kez çiçek açmalı dostluğun ay ışığı,
Daha çok kez saplı kalmalıyım kara,
Sen gökyüzü, dağ ve göl
Korlaşıncaya dek, dalıp aşkın güneşine.
Hermann HESSE
ı. Grup: Behçet Necatigil'in Kar Kar adlı şiirinde kar ve kar- kinayeli kullanılmıştır. Şair, şiirde bu iki sözcüğü tüm şiir boyunca gelişen bir tema içinde işlemiştir.
2. Grup: Herman Hesse'nin şiirinde kış teması işlenmiş ve bu tema şiirde sürekli gelişen, üstünde bir şeyler söylenen bir şekilde verilmiştir.
Farklı dönemlere ve ülkelere ait şiirlerde de aynı temanın işlenmesi, temanın evrensel bir nitelik taşıdığını göstermektedir.

3. Elhân-ı Şitâ adlı şiiri, aynı döneme ait olan Yağmur şiiri ve Tanzimat Dönemi şiirleriyle tema bakımından karşılaştırdığınızda Servetifünun Dönemi şiirinde hangi temaların ön plana çıktığını tespit ederek defterinize yazınız.
3. Elhan-ı Şita şiirindeki kar temasıyla, Yağmur şiirindeki yağmur teması Servet-i Fünun Döneminde doğanın ve izlenimlerinin tema olarak seçildiğini göstermektedir.
Ayrıca Tanzimat Dönemi şiirlerinden farklı olarak bireysel temaların, duyuş ve algılayışın ön planda olduğu görülmektedir.


4. Aşağıdaki bendi, doğal dile özgü söyleyişler açısından inceleyiniz. Ulaştığınız sonuçtan hareketle Elhân-ı Şitâ'da şiir dilinin doğal dille ne kadar ilişkili olduğunu sözlü olarak ifade ediniz.
uz, gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, lanelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!-
Son kalan mâî tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar ağlar!

4. Verilen bentte doğal dil, şairin algılayışla şiir, diline özgü söyleyişlerle, kendi anlamları dışına taşarak kullanılmıştır.

5. Elhân-ı Şitâ şiirinde "anjambman" özelliği taşıyan mısraları tespit ediniz. Bu, şiire temel ifade şekilleri bakımından ne tür bir özellik kazandırmaktadır? Sözlü olarak ifade ediniz.
5. Elhan-ı Şitfi şiirinde anjambman özelliği taşıyan mısralar şunlardır:
- Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyam-ı nevbaharı arar


- Kapladı bir derin sükuta yeri

karlar
Ki hamilşane dem-b e-dem ağlar

- Bir beyaz rişe-i cenah-ı melek

gibi kar
Seni solgun hadikalarda arar

- Na'şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervaze
karlar
Ki semadan düşer düşer ağlar


- Küçücük, ser-sefid baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, lanelerde arar


- Yuvalarda -yetim-i bi-efgan!
Son kalan ma-i tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar ağlar


- Destinde ey sema-yı şita tûde tûdedir
Berg-i semen, cenah-ı kebûter, sehab-ter
.Dök ey sema -revan-ı tabiat gunûdedir;
Hak-i siyahın üstüne safi şükûfeler!



Bu durum şili dilinin nesir diline yaklaştığını göstermektedir.

6. Elhân-ı Şitâ şiirinde tabiatla ilgili ifadeler anlatım türü bakımından nasıl bir özellik göstermektedir? Bu özellik hangi sanat dalıyla ilişkilendirilebilir? Buradan hareketle şiirin hangi edebî akıma bağlanableceğini belirleyerek defterinize yazınız.
6. Elhan-ı Şita şiirindeki tabiatla ilgili ifadeler, betimlemeler (tasvirler) yapılarak verilmiştir. Bu özellik resim sanatıyla ilişkilendirilebilir. Bu bakımdan şiir parnasizm akımının özelliklerini yansıtmaktadır.
7. Elhân-ı Şitâ adlı şiirde yan anlamlı kelime ve ifadelerden örnekler tespit ediniz. Bu kelime ve ifadelerin anlamlarını defterinize yazınız.
7. Elhan-ı Şiita şiirindeki yan anlamlı kelime ve ifadeler:
"Beyaz titreyiş, dumanlı uçuş kalplerin çılgın ezgileri, güvercinlerin şarkıları, derin sessizlik, beyaz melek kanadının saçağı, mavi tüyler, tabiatın ruhu, gölgeler siyahlıklar ve ümitsizlikler yığını, beyaz örtü, emelller gibi yağan kar, hayal gibi koşan kar, sessiz rüzgar, saf kanat, sükut ilahilerinin ezgileri, semanın eli, cömertliğin eli, kışın eli, kuşların ezgileri, ümit sessizliği."

8. "Rîşe-i cenâh-ı melek ( melek kanadının saçağı)", "mezâmîr-i sükût (sessizlik ilahileri)" Yukarıdaki imgeleri Yağmur şiirindeki ve Tanzimat Dönemi şiirlerindeki imgelerle karşılaştırınız.
Buradan hareketle Servetifünun şiirindeki imgelerin kaynakları hakkında neler söylenebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
8. Verilen imgeler Tanzimat Döneminden farklı olarak Servet-i Fünun şairlerinin eski kalıplardan çok farklı, yeni imge ve tamlama bulma arzularının yansımasıdır. Bu imgelerin kullanılma nedeni bireysel duyuş ve düşünüşü en yeni ve farklı biçimde yansıtma arzusudur.

9.
Göklerden emeller gibi rîzân oluyor kar,
Her suda hayâlim gibi pûyân oluyor kar.

Bir bâd-ı hâmûşun per-i safında uyuklar
Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar.

a. Yukarıdaki beyitlerde bulunan söz sanatlarını belirleyiniz.
b. Bu sanatların şiirdeki işlevini sözlü olarak ifade ediniz.
9. a. Birinci beyitte karlar emellere ve hayallere benzetilerek teşbih; karın koşması ifadesiyle de teşhis sanatı yapılmıştır.
İkinci beyitte karın uyuklaması ifadesiyle teşhis, rüzgarın kanadı ifadesiyle istiare sanatı yapılmıştır.
b. Söz sanatları şiirin ahengini sağlamakla birlikte aynı zamanda anlatılmak istenenin de daha etkili anlatılmasını sağlamaktadır.

10. Elhân-ı Şitâ şiirinde ifade edilen duygular herkes tarafından hissedilebilecek duygular mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçtan hareketle şiirde temanın işlenişindeki en önemli özelliği ifade ediniz.
10. Elhan-ı Şita şiirinde anlatılanların herkeste aynı duyguları uyandırması beklenemez. Bu durum edebi metinlerin çok anlamlılığıyla ilgilidir. Edebi metin okurun duygu, zevk, kültür düzeyi, bilgi birikimine göre anlam kazanan bir sanat eseridir.


11. Servetifünun Edebiyatının özelliklerinden hareketle Elhân-ı Şitâ şiirini dönemin siyasi gerçekliği etrafında yorumlayınız.
11. Elhan-ı Şita şiiri döneminin siyasi gerçekliği ile ilişkili değildir, bireysel bir duygunun dile getirilişidir.
12. Elhân-ı Şitâ şiirinde anlatılanlar düz yazı şeklinde ifade edilebilir mi? Neden? Sözlü olarak ifade ediniz.
12. Elhan-ı Şita şiirindekiler düz yazı ile ifade edilemez. Şiirin düz yazı ile ifa*de edilmesi onun ahenk ve ritim unsurlarının kaybolmasına neden olacağı için şi*irde anlatılanların da tam olarak ifade edilememesine sebep olur.


13. Okuduğunuz şiirden ve yaptığınız araştırmadan hareketle Cenap Şahabettin'in fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulunarak eserle yazar arasındaki ilişkiyi belirleyiniz. Buradan hareketle Elhân-ı Şitâ'mn Türk edebiyatındaki yerini sözlü olarak ifade ediniz.
Elhan-ı Şita şiiri Türk edebiyatının ahengi, ritmi ve söyleyişi ile nadir eserlerinden biridir.

ANLAMA - YORUMLAMA (sayfa 103)
Anlama Yorumlama
1. Servet-i Fünun şiirinde yapı bakımından eski kalıplar yıkılmış, söylenmek istenene göre yeni ve eski unsurların bir arada kullanıldığı bir yapı oluşturulmuştur. Tanzimat Döneminde ise yapı bakımından eski nazım şekilleri sürdürülmüştür.

Tanzimat Döneminde toplumsal ve siyasi konular işlenirken Servet-i Fünun Döneminde bireysel konular işlenmiştir.
Tanzimat Döneminde eskiye göre sade bir dil kullanılırken Servet-i Fünun Dö*neminde sanat için sanat anlayışı benimsendiği için ağır bir dil kullanılmıştır.


2. a Tevfik Fikret'in şiirindeki, İstanbul'a bir facialar şehri gibi bakış tarzı, Yahya Kemal'in aynı manzara karşısındaki şiirinde yoktur. Bu, şairlerin ruh hallerini gösteren en önemli unsurdur. Hastalıklı bir ruh halinin yansıması olan Sis şiiri döneminin sosyal ve siyasi şartlarının da bir sonucudur. Yahya Kemal'de ise sosyal ve siyasi şartların olumsuz bir etkisinin olmaması, aynı zamanda ruh halinin olgunluğu Siste Söyleniş gibi bir şiiri ortaya çıkarmıştır.


b. Yukarıda da belirtildiği gibi imparatorluğun sosyal ve siyasi durumu, Servet-i Fünun sanatçılarının da psikolojik durumlarını etkilemiş, karamsar ve bedbin bir ruh halinin oluşmasına sebep olmuştur.

3. Servet-i Fünun Döneminin modern Türk şiirinin başlangıcı sayılması, Tanzimat Dönemindeki yenilik denemelerinin artık olgun ve Batı'yla eşdeğer bir hal almasından dolayıdır.
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
- Servetifünun şiiri resim sanatından önemli ölçüde etkilenmiştir. (D )
- Servetifünun şiirinde sosyal konular geniş bir yer tutar. (Y )
- Dildeki sadeleşme Servetifünun şiirinde de devam etmiştir.       (Y )
2. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
- Servetifünun şiirindeTERZA-RİMA, SONE gibi nazım şekilleri kullanılmaya başlanmıştır.
- Servetifünun şiirinde PARNASİZM ve SEMBOLİZM akımlarının etkisi görülmektedir.
- "Sanat, sanat içindir." anlayışının etkisiyle BİREYSEL konular işlenmiştir.
3. Aşağıdaki açıklamalarla isimleri doğru şekilde eşleştiriniz.

4.  I. Nazım, nesre yaklaştırılmıştır.
II. "Sanat, sanat içindir." anlayışına bağlı kalınmıştır.
III. Şiirde yeni kavram ve imajlar kullanılmıştır.
IV. Bireysel duygulara önem verilmemiştir.
V. Şiirlerde ahenk geri plana itilmiştir.
Yukarıdakilerden hangileri Servetifünun şiirinin özelliklerinden değildir?
A)l-ll B)ll-lll C)I-IV D) IV-V E) lll-V
5. Servetifünun şiirinin Tanzimat şiirinden ayrılan yönlerini sözlü olarak ifade ediniz.
5Nazmın nesre yaklaşması, sanat için sanat anlayışının benimsenmesi, yeni kavram ve imgelerin kullanılması, bireysel duyguların öne çıkması, ağır bir dilin kullanılması Servet-i Fünun şiirinin Tanzimat şiirinden ayrılan yönleridir.

MENSUR ŞİİR (sayfa 105)
1-)Baran-ı Bahar ve Sarı Gül daha önceki dönemlerde örneği olmayan metinlerdir. Çünkü bu metinler mensur şiirdir. Mensur şiir edebiyatımıza 19. yüzyılın ortalarında Fransa'da Rimbaud ve Baudelaire'in örneklerini verdiği "Prose Poetique"lerden gelmiştir. Bu türün ilk örneğini edebiyatımızda  Halit Ziya vermiştir.

1.Etkinlik
Her ikiside nesir cümleleriyle yazılmış.Ses ,söyleyiş bakımından şiirden farkı yoktur.Kafiyele ve ölçüsü yoktur.Mensur şiir nesir cümleleriyle yazılmış şiirdir.Düz yazılarda düşünce esas alınır.Sanatlardan kaçınılır.Düşünce en iyi şekilde açıklamaya çalışılır.Ancak mensur şiirde duygu esastır.Duygular şairane bir söyleyişle ele alınmaya çalışılır.Bu bağlamda mensur şir ses,söyleyiş,tema bakımlarından şiirden farklı değildir ve bu nitelikleriyle düz yazıdan ayrılır.Ancak mensur şiirde şiirdeki vezin,kafiye gibi şekle ait önceden belirlenmiş sınırlayıcı öğeler de bulunmaz.

2-)Baran-ı Bahar adlı metnin teması "bahar"
Sarı Gül adlı metnin teması "aşk"

3-)Ahengler ve aynı seslerle şair hiçbir kurala uymadan kendini ifade edebilmiştir.

4-a)Baran-ı Bahar --> kullandığı bahardır yeniden canlanma olarak kullanmış.
Sarı Gül--> kullandığı motif Gül dür.Gülü Sevgiliye benzetmiş.Sevgilinin saçlarına...
b-)Evet karşılaşılmaktadır..

5-)Mensur şiirin Türk şiir geleneği içinde örneği yoktur.Çünkü Fransadan edebiyatımıza girmiştir.Bu yüzden Türk şiiri olarak kabul edilemez.

6-)Baran-ı Bahar da Baharların vazgeçilmez yağmurlarının doğayı ilk ne hale getirdiğini sonradan ortaya çıkan güzellikleri anlatıryor..
Sarı Gül ise sevgiliyi nasıl sevdiğini ona kıyamazken nasıl toprağa verdiğini anlatıyor.
7.
b-)Her ikiside biresysel konu olduğu için yazarların psikolojilerini yansıtmaktadır ve yazarla şiir ilişkisi vardır..
Anlama Yorumlama
1-)Cemil Meriç in yazısı mensur şiirdir.Sabiha Sertel in yazısı düz yazıdır.Süleyman Nazif şiirdir..

2-)Benzerlikleri
*duygu ve hayal ön planda
* şiir dili var
*sanatların çok kullanılması
*üslup bakımından benzer
*cümle yapısı ve ahengi koruyan unsurların bulunması
Farklılıkları
*Mensur şiirde ölçü,kafiye, dize yoktur.Şiirde kendine has bir dil vardır.İmge çağrışım,Sanat hayal ve müzikalite şiirde daha yoğundur.
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME (sayfa 108)
1. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
- Mensur şiir yapı bakımından şiire, dil ve anlatım bakımından düz yazıya benzer. ( Y)
- Mensur şiirde, şiirdeki sınırlayıcı kurallar olmadığından sanatçı duygularını daha serbest ifade etme imkânı bulur. ( D)
- Divan edebiyatındaki secili nesir ile mensur şiir arasında bir benzerlik vardır.      ( D)
2. Aşağıdaki cümlede boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
- Mensur şiir FRANSIZ edebiyatından gelmiş ve Türk edebiyatında ilk örnekleri SERVET-İ FÜNUN Döneminde verilmiştir.
3. Aşağıdaki sanatçılardan hangisi mensur şiir yazmıştır?
A) Halit Ziya UŞAKLIGİL B) Ahmet Haşim C) Ziya Paşa
D) Abdülhak Hamit TARHAN E) Faik Ali OZANSOY

4. Mensur şiirde bulunan düz yazıya özgü özellikleri defterinize yazınız.
5. Mensur şiirde bulunan düz yazıya özgü özellikler düz yazının yapısıdır.

Servet-i Fünun Edebiyatı'nda Öğretici Metinler (11. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı sayfa 85,86,87,88,89,90,91,92,93,94,95)

HAZIRLIK

1. Öğretici metinlerde dilin, edebî metinlerdeki işleviyle kullanılmasının olumlu ve olumsuz yön­lerinin neler olabileceğini tartışınız. Sonuçları tahtaya yazınız.
1. Öğretici metinlerde dilin, sanatsal bir biçimde kullanılması, anlatılmak istenenin karmaşık bir hal alıp anlaşılmamasına sebep olabilir.
Belirli bir düzeyde sanatlı anlatım ise öğretici metinleri, anlatım bakımından daha estetik kılabilir.
2. a. Güniük yaşantınızda eleştiri yapıyor musunuz? Neleri, niçin eleştirirsiniz?
b. Sizce eleştirinin amacı ne olmalıdır? Sözlü olarak ifade ediniz.
2. a. Günlük yaşantınızda eleştiri yapıp yapmadığınızı ve neyi, niçin eleştirdiğinizi belirtiniz.
b. Eleştirinin amacı, olumlu ve olumsuz yönlerin ortaya konarak, daha “iyi”nin ortaya çıkmasını sağlamaktır.

3. Hatıra ve gezi yazılarının, kaleme alındıkları tarihten sonraki dönemler için önemi nedir? Sözlü olarak ifade ediniz.
3. Hatıra ve gezi yazıları, kendilerinden sonraki dönemler için birer tarihi belge niteliği taşırlar.
4. Tarih derslerinde edindiğiniz bilgilerden hareketle Servetifünun Döneminin sosyal ve siyasi şartlarıyla ilgili neler söylenebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
4. Servet-i Fünun Döneminde, II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi altında bulunan aydınların birçoğu Avrupa’ya özellikle de Paris’e kaçmışlardır. Ülkedeki bu baskıcı yönetim zamanında herhangi bir savaş olmamasına rağmen Batı karşısındaki gerileme devam etmiştir. Sosyal yaşamda, özellikle Tanzimat’ın ilanından sonra meydana gelen değişiklikler yavaş yavaş toplum tarafından kabullenilmiş ve devletle birlikte halk da yüzünü Batı’ya dönmeye başlamıştır.
1.Etkinlik
Sınıf üç gruba ayrılır. Birinci grup Biraz Daha Hakikat adlı metnin yazılış amacını, ikin­ci grup metnin iletisini, üçüncü grup metinde anlam birliğine sahip kümeleri tespit eder. Sözcüler tespitleri tahtaya yazar. Buradan hareketle Biraz Daha Hakikat adlı metnin yazılış amacı da göz önünde bulundurularak metinde anlam birliğine sahip kümelerin metnin iletisi etrafında nasıl birleştiği metinden örneklerle tespit edilir. Sonuçlar deftere yazılır.
ı. Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metnin yazIlış amacı, bilgi vermektir.
Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metin iletisi, Servet-i Fünun ve yeniliktir.
Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metindeki kelime grupları, cümleler, paragrafLar metinde anlam birliğine sahip kümelerdir.
Metindeki bu anlam birliğine sahip kümeler, metin iletisini ifade etmek, onu açıklamak, hakkında bilgi vermek amacıyla bir araya getirilmişlerdir.
1. Biraz Daha Hakikat adlı metnin ana fikrini belirleyiniz. Bu ana fikirle metnin ait olduğu döne­min sosyal ve siyasi şartları arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
ı. Biraz Daha Hakikat adlı metnin ana fikri, “Servet-i Fünun ve yenilik”tir. Bu . ana fikir, metnin ait olduğu sosyal ve siyasi şartlarla, Servet-i Fünun’u oluşturan şartlar dolayısıyla ilişkilidir.
2. Biraz Daha Hakikat adlı metindeki sanat ve edebiyatla ilgili hususları göz önüne alarak met­nin hangi düşünce etrafında yazıldığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları tahtaya yazınız.
3. Metin eleştiri (tenkit) düşüncesiyle kaleme alınmıştır.
3. Metni; ifadelerin açıklığı, gündelik hayatla ilgili kelimeler ile terim ve kavram kullanımı bakımından değerlendirerek ulaştığınız sonuçları defterinize yazınız.
Metindeki ifadeler, bilgi vermek, açıklama yapmak amaçlandığı için açıktır. Metindeki “gazete, makale, Dekadan, edebiyat okulu, edebi hareket, sanat, sanatkar, taklit, estetik, roman, ilerleme” gibi terim ve kavramlar kullanılmıştır.
Metinde günlük hayatla ilgili olarak, her alandaki işbirliğinin bugün için zorunluluğundan bahsedilmiştir.
4. Sizce metinde anlam tutarsızlıkları veya birbiriyle çelişen düşünceler var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
4. Metinde anlam tutarsızlığı veya birbiriyle çelişen düşünceler mevcut değildir.
5. a. Metinde somut ifadeler mi soyut ifadeler mi daha çok kullanılmıştır? Sözlü olarak ifade ediniz, b. Bu durumun öğretici metinlerin hangi özelliği ile ilgili olduğunu defterinize yazınız.
5.a. Metinde somut ifadeler daha çok kullanılmıştır.
b. Bu durum öğretici metinlerin, bilgi vermek, açıklama yapmak, yönlendirmek, haberdar etmek gibi amaçlarının olmasından kaynaklanmaktadır.
6. Metnin türünün hangi geleneğe bağlı kalınarak yazıldığını belirleyerek defterinize yazınız.
Metin, öğretici metin geleneği içerisinde edebi tenkit alanında yazılmıştır.
7. Siz olsaydınız bu yazıyı hangi iletişim organında yayınlardınız? Sebepleriyle birlikte sözlü olarak ifade ediniz.
............
8. Okuduğunuz metinden ve yaptığınız araştırmadan hareketle Hüseyin Cahit YALÇIN'ın fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Buradan yola çıkarak yazarın fikrî ve edebî yönü ile Biraz Daha Hakikat adlı metin arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini tespit ederek defterinize yazınız.
8. Hüseyin Cahit Yalçın
Hüseyin Cahit Yalçın (d. 1875 – ö. 1957) yazı hayatına Servet-i Fünun döneminde edebiyatçı olarak başlamış, II. Meşrutiyet, Atatürk, İsmet İnönü ve DP dönemlerinde her daim sert kalemiyle yazdığı polemik ve eleştirilerle ve aynı zamanda da kültürün yaygınlaşmasına destekleriyle akıllarda kalmış, gazeteci, yazar, siyaset adamıdır.
1908′de II. Meşrutiyet’in ilanı ile edebiyatı bırakmış ve politikaya ginniştir.
Ağustos 1908′de Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım ile birlikte Tanin Gazetesi ‘ni kurdu, İttihat ve Terakki’nin siyasi alanda bir nevi kalemşöru oldu. Aynı yıl, 1908-1912 Osmanlı Meclisi Mebusanı’an İstanbul milletvekili seçildi. 1911′de Düyunu Umumiye Dayinler vekili oldu. 1913 ‘ten sonra tek parti hiiline gelen İttihat ve Terakki’yi eleştinneye başladı. Haziran 1919′da Malta’ya sürüldü. 1922′de Tanin’i yeniden çıkannaya başladı. Hükümete yönelttiği ağır eleştiriler ve eski İttihatçıları savunması dolayısıyla 1923′te İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. 1925′te müebbet sürgün cezası ile çorum’a gönderildi. Bu tarihten sonra, Atatürk’ün ölümüne kadar politikanın dışında kaldı.
1933′te Akşam gazetesinde yazılar yazmaya ve Türk kültür hayatının önemli yayın organlarından biri olan Fikir Hareketleri dergisini yayımlamaya başladı. Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet İnönü’nün teklifiyle tekrar politikaya döndü. 1939-1954 yılları arasında Çankırı, İstanbul ve Kars milletvekilliği yaptı. 1954′de 79 yaşında tutuklanarak hapse girdi çıktı.
1957 yılında ölmüştür.
Biraz Daha Hakikat adlı metin yazarın sert kişiliğini, eleştirici yönünü ortaya koyması bakımından, kitabın adının “Kavgalarım” olduğu da düşünülürse ilişkilişdir.
Gezi Yazısı (sayfa 91)
1. On Birinci Mektup adlı metnin yazılış amacını, ana fikrini ve türünü belirleyiniz.

ı. On Birinci Mektup adlı metnin yazılış amacı, gezilen yerler hakkında bilgi vermektir. Metnin ana fikri, Mısır ve piramitlerdir. Türü ise, gezi yazısıdır.
2. On Birinci Mektup adlı metinde dönemin sosyal gerçekliğini yansıtan ifadelerden örnekler veriniz.

2. Metindeki “iki şerit gibi ekilmiş araziler”, “deve kervanı “, “bedeviler”, “merkepçiler, deveciler, fotoğrafçılar”, “müzik ve dilenci grubu” ifadeleri döneminin sosyal gerçekliğini yansıtan ifadelerdir.
2.ETKINLIK
Sınıf iki gruba ayrılır. Birinci grup Biraz Daha Hakikat adlı metinle On Birinci Mektup adlı metni yazılış amaçları bakımından karşılaştırır. Sonuçlar tahtaya yazılır. Buradan hareketle öğretici metinlerin yazılış amaçlarıyla Servetifünun Dönemi öğretici metinlerinin yazılış amaçlarının paralel olup olmadığı tartışılır. Çıkarımlar deftere yazılır. İkinci grup aynı metinleri türlerini de dikkate alarak ana fikir bakımından karşılaştırır. Ortaya çıkan farklılıkların sebep­leri metnin türü ile ilişkilendirilerek tartışılır. Ulaşılan sonuçlar deftere yazılır.
ı. Grup: Biraz Daha Hakikat ve On Birinci Mektup adlı metinler, okuyucuya bilgi vermek amacıyla yazılmışlardır.
Bu durum öğretici metinlerin yazılış amacıyla parelellik gösterir.
2. Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metinde “Servet-i Fiinun ve yenilik”, On Birinci Mektup adlı metinde ise “Mısır ve piramitler” teması işlenmiştir. Temaların birbirinden farklı olması hem metinlerin türü hem de anlatılanların birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
3.On Birinci Mektup adlı metinde geçen ifadeler açıklık ve kesinlik yönüyle değerlendirildiğinde metindeki ifadelerle ilgili neler söylenebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
3. On Birinci Mektup adlı metindeki ifadeler, bilgi vermek amaçlandığı için açık ve kesindir.
3.ETKINLIK

Sınıf iki gruba ayrılır. Birinci grup On Birinci Mektup adlı metinde gündelik hayatla ilgili kelimeleri, ikinci grup terim ve kavramları tespit eder. Tespitler tahtaya yazılır. Buradan hareketle On Birinci Mektup adlı metin, gündelik hayatla ilgili kelimeler ile terim ve kavram kullanımı bakımından değerlendirilir. Ulaşılan sonuçlar deftere yazılır.
ı. Grup: Bkz. 2. soru
2. Grup: Metindeki “delta, üçgen, piramit, mumya, ebu’l-hevl” ifadeleri terim ve kavramlardır.
Bu bakımdan On Birinci Mektup adlı metin, öğretici metin olması dolayısıyla yoğundur.
4. On Birinci Mektup adlı metindeki ifadeleri, öğretici metinlerin ifade özelliklerini de göz önünde bulundurarak somutluk ve soyutluk yönüyle değerlendirdiğimizde nasıl bir sonuca ulaşırız? Sözlü olarak ifade ediniz.
4. Metinde somut ifadeler daha baskındır. Fakat yazarın edebi üslubundan kaynaklanan birtakım benzetmeler ve sanatlı söyleyişlerde soyut ifadelere de yer verilmiştir.
5. On Birinci Mektup adlı metnin tür özelliklerinden yola çıkarak Türk ve dünya edebiyatında­ki hangi yazı geleneğiyle ilişkilendirilebileceğini sözlü olarak ifade ediniz.
On Birinci Mektup aldı metin “gezi yazısı”dır.
6. Okuduğunuz metinden ve yaptığınız araştırmadan hareketle Cenap Şahabettin'in fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Çıkarımlarınızdan hareketle On Birinci Mektup adlı metinle yazar arasındaki ilişkiyi tespit ederek defterinize yazınız.
Cenap Şahabettin
l870′te Manastır’da doğdu. Babasının Plevne’de şehit düşmesinden sonra aile*siyle İstanbul’a geldi. İlköğrenimini Tophane’deki Fevziye Mektebi’nde yaptı.
Gülhane Askeri Rüşdiyesi ‘ni bitirdi. Tıbbiye İdadisi ‘nden sonra Askeri Tıbbiye ‘den mezun oldu. Hekim yüzbaşı oldu.
Paris’te 4 yıl ciJt hastalıkları ihtisası yaptı. Yurda döndükten sonra Mersin, Ro*dos, Cidde’de karantina hekimliği, sıhhiye müfettişliği yaptı. 1914′te emekliye ayrıldı.
Darülfünun ‘da Türk Edebiyatı Tarihi dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasın*da Kuva-yı Milliye ‘ye karşı olumsuz tutumu nedeniyle öğrencileri tarafından istifaya zorlandı. Daha sonra cumhuriyeti destekledi ama yalnızlıktan kurtulamadı.
İlk şiiri 1885′te daha öğrencilik yıllarında Saadet gazetesinde yayımlandı. Önceleri Muallim Naci ‘nin etkisiyle divan türü şiirle uğraştı. Daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan ‘dan etkilenerek Batı tarzı şiire yönel*di. Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayımlandı. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil ‘le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının üç önemli isminden biri oldu. Gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şairdi. Diğer Servet-i Fünuncuların tersine bireysel şiiri tercih etti. Edebiyat-ı Cedide ‘nin en aşırı örneklerini verdi. Şi*ire “nesirmusikisi” dedi. Şiirlerinde kullandığı “Saat-i semenfam “, “çeng-i müzehhep”, “nay-i zümürrüt” gibi deyimler, imgeler döneminin sanat dünyasında önemli tartışmalar yarattı. Heceleri müzik düzeyinde uyumlu kullanmayı savundu. Bu tarzda yazdığı en iyi iki örnek: “Yakazat-ı Leyliye” ve “Elhan-ı Şita” şiirleridir. 12 Şubat 1934′te İstanbul’da beyin kanamasından yaşamını yitirmiştir. Kabri Bakırköy’dedir.
Eserleri:
Şiir: Tamat (1887)
Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra) Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra) Tiyatro:
Körebe (1917) Düzyazı:
Hac Yolunda (1909) Evrak-ı Eyyam (1915) Afak-ı Irak (1917)
A vrupa Mektupları (1919)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918) Vilyam Şekispiyer(1932)
On Birinci Mektup adlı metindeki birtakım sanatlı söyleyişler ile anlatılanların kurgulandığı üslup Cenap Şehabettin’in edebi kişiliğiyle örtüşmektedir.
4. ETKINLIK
ı. Grup: Ahmet Hikmet’i Nasıl Tanıdım? adlı metin bilgilendirmek, haber vermek amacıyla yazılmıştır.
Grup: Metnin ana fikri “Ahmet Hikmet”tir.
Grup: Metin hatıra (anı) düşüncesiyle yazılmıştır.
ı. Verilen metinlerde dikkati çeken yön daha önce de belirtildiği üzere toplumdan, sosyal sorunlardan uzak ve bireyseldir. Bu durum, Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinlerinin bireysellik etrafında şekillendiğini göstermektedir.
2. Metinde döneminin siyasi gerçekliğini yansıtan ifadeler “Türkçülük” fikridir. Sosyal gerçeklik olarak ise, sanatçıların ev toplantıları gösterilebilir.
3. Anlatım bozukluğu olan cümleler şunlardır:
Bu sebeple o zamana kadar tanımadığımız, görmediğimiz birçok adamlara rastgeliyor ve birçok kişilerle temas ediyorduk. “(çoğul eklerinİn yanlış kullanımı)
Uzanan ellerimiz birbiriyle kucaklaştı.””(Kelimenin yanlış anlamda kullanılması.)
Başka herhangiyazarlar arasında ihtimal kırgınlığa varabilecek … ” (Gereksiz sözcük kullanılması)
Fransızcada birçok Latin( ce) kelimeleri var, İngilizcede de birçok Fransız(ca) kelimeleri olduğu gibi …
(Ek eksikliği ve çoğul ekinin yanlış kullanımı)
Metin günümüz için Servet-i Fünun Dönemine ışık tutan bir öneme ve değere sahiptir.
5. Verilen cümlelere göre dergiler, döneminin, sanat ve edebiyat hayatına yön veren, sanatın fikri ve edebi yönünün yer aldığı birer merkez konumundadır.
6.
Mehmet Rauf (d: 12 Ağustos 1875 – ö: 23 Aralık 1931)
İstanbul’da doğmuş ve küçük yaşta edebiyat ile ilgilenmeye başlamıştır. Bah*riye Okulu/na gitmiş İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yakından takip ettiği Halit Ziya’nın eserlerine ve realizm akımına ilgi duymuştur. Fransız yazar Paul Bourget’yi okurmuş ve ondan etkilemiştir .. 1896 yılından itibaren Servet-i Fünun’da yazmaya başladı.
Romanlannda genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasında geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır.
Eserleri
Romanları:
Eylül
Ferda-yı Garam
Karanfil ve Yasemin
Genç Kız Kalbi
Böğürtlen
Son Yıldız
Halas
Ceriha
Kan Damlası
Hikaye:
İhtizar
Son Emel
Aşk Kadını
Eski Aşk Geceleri
İlk Temas İlk Zevk

Oyun:

Pençe
Cidal
Sansar

Mensur şiirler:

Siyah İnciler



Anlama ve Yorumlama
ı. Servet-i Fünun Döneminde edebiyat ve sanat tartışmaları “sanatın sanat için mi, toplum için mi?” yapıldığı eksenindedir.
2. Tanzimat Döneminde Batı’dan gelen fikirlerin ve edebi unsurların yayın kaynağı, halkı bilgilendirip eğitmeyi amaçlayan aydınlar için herkese hitap eden gazetedir.
Servet-i Fünun Döneminde ise, herkese değil de sadece belirli aydın zümreye hitap eden dergi, gazetenin yerini almıştır. Bunun temelinde ise “estetik kaygı” vardır.
5.ETKINLIK
1. Grup: Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinleri eleştiri, gezi yazısı ve hatıra olarak kaleme alınmış ve bireysel temalar işlenmiştir.
Tanzimat Döneminde ise, makale ve fıkra gibi türler yapıyı belirlemiş ve toplumsal sorunlar ele alınmıştır.
2. Grup: Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinlerinde edebi bakımdan daha oturmuş bir dil ve üslup kullanılmış, dil ağırlaşmıştır.
Tanzimat Döneminde ise eskiye oranla daha sade bir dil kullanılmış ve edebi süs ve sanattan kaçınıımıştır.

6.etkinlik
Edebi tenkid, Gezi yazısı ve Hatıra türlerinden biriyle bir yazı kaleme alınız.
Ölçme ve Değerlendirme
ı. (D), (D), (Y)
2. Servet-i Fünun dönemi öğretici metinleri tenkit, gezi yazısı ve hatıra türlerinde yoğunlaşmıştır ve bunlar dönemin dergilerinde yayımlanmıştır.
3. Halit Ziya Uşaklıgil- Saray ve Ötesi
Cenap Şahabettin - Avrupa Mektupları
Hüseyin Cahit Yalçın - Siyasi Anılar
4. Doğru cevap A seçeneğidir. Tevfik Fikret’in Rübab-ı Şikeste adlı eseri şiir kitabıdır.
5. Servet-i Fünun Döneminde bireysel konulann işlenmiş olması, sanatta “estetik kaygı” ve “zevk” anlayışının benimsenmesi dolayısıyladır. Ayrıca dönemin baskıcı yönetiminin etkisi vardır.

Servet-i Fünun Edebiyatının Oluşumu (Türk Edebiyatı Ders Kitabı sayfa 81,82,83,84...)

1. "Sanatta ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemlidir." sözünde anlatılmak istenen nedir? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları defterinize yazınız.
2. Cemil Meriç'in: "Dergiler, hür tefekkürün kalesidir." sözünden hareketle dergilerin fikir, sanat ve edebiyat hayatındaki rolü ve önemi ile ilgili neler söylenebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
1. "Sanatta ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemlidir." sözüyle sanat eserinde sanatçının üslubunun önemi vurgulanmıştır. Bu, sanatçının hangi sanat dalında olursa olsun sanatının estetik yönünün kuvvetli olması gerektiğini ifade etmektedir.
2. "Dergiler, hür tefekkürün kalesidir." sözüyle dergilerin sanat, edebiyat, düşünce konularının özgürce konuşulduğu, yayımlandığı birer yer olduğu ifade edilmiştir.
ETKİNLİK (sayfa 83-84)

Sınıf iki gruba ayrılır. Araştırma sonuçlarından, Servet-i Fünûn ve Kırk Yıl adlı metinler­den hareketle birinci grup Servet-i Fünûn adının ne anlama geldiğini, ikinci grup "Servet-i Fünûn" adlı derginin ne zaman ve kim tarafından çıkarıldığını söyler.
ı. Grup: Servet-i Fünun, “fenlerin zenginlikleri” anlamına gelmektedir.
2. Grup: Servet-i Fünun, 1891 yılındaAhmet İhsan tarafından çıkarılmaya başlanmış, 1896 yılında da derginin başına Tevfik Fikret getirilmiştir.
1. Araştırma sonuçlarından, Servet-i Fünûn ve Kırk Yıl adlı metinlerden hareketle Servetifünun Edebiyatında, Servet-i Fünûn dergisinin önemini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları maddeler hâlinde tahtaya yazınız.
ı. Servet-i Fünun dergisi, bu dergi etrafında toplanan edebiyatçıların, savundukları edebi görüşlerini açıklamada, savundukları görüşler doğrultusunda kaleme aldıkları eserlerini yayınlamada bir araç görevi yüklenmiş, hatta bu dönem edebiyatçılarına bir edebi topluluk olarak adını vermiştir.
2. Servet-i Fünûn ve Kırk Yıl adlı metinlerden ve araştırma sonuçlarından hareketle Tanzimat Dönemi Edebiyatına "Edebiyat-ı Cedîde" (Yeni Edebiyat) dendiği hâlde neden Servetifünun Edebiyatı için de aynı isim kullanılmış ve bu isim sonradan sadece Servetifünun Edebiyatının adı olarak kabul görmüştür? Bu durumu "yeni" kavramı etrafında tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
2. Tanzimat Dönemi Edebiyatı bir yenilik getirdiği için “Edebiyat-ı Cedide” olarak adlandırılmış, daha sonra Servet-i Fünuncular için önceleri bir alayolarak kullanılmış daha sonra ise isim olarak yerleşmiştir. Yeniliğin üstüne yenilik yapmaya çalıştıkları için Servet-i Fünunculara da Edebiyat-ı Cedideciler denilmiştir.
3. Bu dönemde yeniyi savunanlar Recaizade Mahmut Ekrem, eskiyi savunanlar ise Hacı ibrahim Efendi etrafında toplanmışlardır. Bu açıklamalardan ve Kırk Yıl adlı metinden hareketle Muallim Naci'nin eski-yeni çatışmasındaki yeri ile ilgili neler söylenebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
3. Muallim Naci, Tanzimat sonrası Türk edebiyatında ılımlıların başında bulunmaktadır. Eskiyi savunanlarla ılımlılar geleneksel yaşama tarzını sürdürürken, yeniyi savunanlar Batılı yaşama biçimine uymak istemişlerdir.
4. Araştırma sonuçlarından, Servet-i Fünûn ve Kırk Yıl adlı metinlerden hareketle Servetifünun Döneminde yeniyi savunan edebiyatçıların özellikleri hakkında çıkarımlarda bulununuz. Çıkarım­larınızı sözlü olarak ifade ediniz.
4. Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanmış, Fransızca başta olmak üzere çocukluk yıllarında Batı dillerini öğrenmiş, Batı edebiyatı zevkiyle yetişmiş, İstanbul ‘da Batılı bir yaşama biçimi sürdürmeye çalışmış, edebiyatta zevki ve es tetiği ön planda tutmuş, toplumsal sorunlardan uzak durmuş, bireysel konulara yönelmiş sanatçılardır.
5. a.Tanzimat Dönemi metinleri ile Seıvet-i Fünûn ve Kırk Yıl adlı metinleri incelediğinizde metinler arasında özellikle konular bakımından ne gibi farklılıklar vardır? Maddeler hâlinde tahtaya yazınız.
b. Buradan hareketle Tanzimat ve Servetifünun Dönemlerinin sanat anlayışlarını "estetik zevk" ve "toplumsal kaygı" açısından değerlendirdiğinizde Servetifünun Dönemi sanat anlayışı ile ilgili ne söylenebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
5. a Tanzimat Dönemi metinlerinde “hürriyet, adelet, eşitlik, görücü usulünün yanlışlığı, gazetenin gerekliliği” gibi toplumsal konular işlenmişken, Servet-i Fünun ve Kırk yıl adlı metinlerde bireysellik ön plandadır.
b. Servet-i Fünun döneminde “Sanat, sanat içindir.” ilkesi benimsenmiş, toplumsal konulardan ve sorunlardan uzak durulmuştur.
6. Araştırma sonuçlarından hareketle Servetifünun Dönemi edebiyatçılarının eserlerinde döne­min siyasi ve sosyal problemlerinin niçin ele alınmadığını tespit ederek defterinize yazınız.
6. Servet-i Fünun Döneminde estetik zevkin ön planda olması, dönem sanatçılarını sadece sanatla uğraşmaya sevk etmiş, siyasi ve sosyal problemlerden uzak durmalarma sebep olmuştur.

ANLAMA-YORUMLAMA
1. Tanzimat Dönemi Edebiyatını hazırlayan sebepler ile Servetifünun Edebiyatını hazırlayan sebepler arasında ne gibi farklılıklar vardır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları maddeler hâlinde def-' terinize yazınız.
ı. Tanzimat Dönemi Edebiyatını hazırlayan sebepler ile Servet-i Fünun Edebiyatını hazırlayan sebepler arasındaki en önemli farklılık, Servet-i Fünuncuların aradan geçen zaman içinde bazı yeniliklerin oturmasından, fikri ve edebi alan ile toplum tarafından benimsenmiş olmasından sonra ortaya çıkmış olmalarıdır.
2. Servet-i Fûnûrı ve Kırk Yıl adlı metinleri yapı, tema, dil ve anlatım bakımından değer­lendirdiğinizde Servetifünun Edebiyatı ile ilgili neler söyleyenebilir? Sözlü olarak ifade ediniz.
2. Servet-i Fünun ile Kırk yıl adlı metinler tema bakımından toplumdan uzak, bireysel bir konuyu işlemişlerdir. Buradaki bireysellik, şahsi değil, topluluk adına bir bireyselliktir.
Her iki metin de anı türünün yapı özelliklerini yansıtmaktadır. AnlatıMda ise çeşitli betimlerne ve benzetmeleri yapılmış, Tanzimat Dönemine göre daha edebi ve süslü bir dil kullanılmıştır.
3. Yayın hayatına yeni girecek bir edebiyat dergisinin editörü olduğunuzu varsayarak, ilk sayı için, derginin sanat anlayışını açıklayan bir yazı yazınız.
3. Bir edebiyat dergisi editörü olarak derginin sanat anlayışını açıklayan bir yazı yazınız.

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
- Servetifünun Dönemi metinlerinde devrin sosyal problemleri üzerinde fazla durulmamıştır. (D )
- Servetifünun sanatçıları" Sanat, sanat içindir." anlayışını benimsemişlerdir. (D )
- Tanzimat sonrası Türk edebiyatında yeniyi savunanlar Muallim Naci etrafında toplanmışlardır. (Y )
2. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
- Servetifünun Edebiyatı adını SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDEN almıştır.
- Servetifünun Dönemi EDEBİYAT-I CEDİDE olarak da adlandırılır.
3. Aşağıdakilerden hangisi Servetifünun Dönemi edebiyatçılarının özelliklerinden biri
değildir?
A) Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanmaları
B) Fransızca başta olmak üzere Batı dillerini bilmeleri
C) Edebî yazı ve etkinliklerini Tevfik Fikret'in başkanlığında gerçekleştirmeleri
D) Muallim Naci'nin teşvikleriyle eserlerini yazmaları
E) Estetik zevki ön plana çıkarmaları
doğru cevap d şıkkıdır. Servet-i Fünun edebiyatçıları eserlerini Recaizade Mahmut Ekrem'in teşvikleriyle yazmışlardır.
4. Servetifünun Edebiyatında Servet-i Fünûn dergisinin nasıl bir etkisinin olduğunu sözlü olarak ifade ediniz.
4. Dergi, Servet-i Fünuncuların edebi görüş ve çalışmalarını sürdürdüğü bir merkez olmuştur.

ELHAN-I ŞİTA ŞİİRİ İNCELEMESİ

ELHAN-I ŞİTA ŞİİRİ İNCELEMESİ

ELHAN - I ŞİTA

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi karlar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar…
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
Gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ’şun üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
Karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,

Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
Son kalan mâi tüyleri kovalar
Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar.
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid…
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi...

Cenap Şahabettin
( 1870 -1934 )

Konu: Kış manzarasının tasviri yapılmıştır.
İzlek: “Şiirde kaybolan bir saadetin hüznü hâkimdir. Düşen karlara, bahara ait sevimli unsurların zavallı hâtırası karışıyor. Kaybolan bahar ile bir kader gibi çökmekte olan kış arasında âdetâ bir trajedi cereyan ediyor.” Tema olarak şiir baştan sona bahar ile kış mevsiminin mücadelesini ve en sonunda kış mevsiminin üstün gelmesini işler.

Düşünce: Hakim olan düşünce “ Ruh-i kâinat”tır.Tabiatı hassas kılmaktır.Psikolojik intiba, imajların içinde gizlidir.Saadet ile hüzün duygusu birbirine karışmıştır.Şiirin içindeki bahar mevsimine ait unsurlar saadeti, kış mevsimine ait unsurlar da hüznü temsil ve telkin etmiştir.
Olay:Şiir manzum bir hikaye örneği göstermez, saf şiirdir.Şiir kış mevsiminde herhangi bir günde yağmaya başlayan karın aralıklarla devam etmesini ve en sonunda bahara ait unsurların karlar tarafından yenilgiye uğratılmasıyla sonuçlandırılıyor.
Varlık:Somut varlık olarak kar, kelebek, baykuş, güvercin, çiçek gibi nesnelerin yanı sıra soyut varlıklara ve soyutlamalara başvurmuştur.Bahar mevsimine ait olan varlıkları kışa tezat oluşturabilmek için kullanmıştır.Kuşlar, çiçekler, bulutlar şiirde fonksiyoneldir.
Duygu: “ Galip duygu , kaybolan bir saadet duygusu veya melânkolidir.” Şâir, karlı bir kış manzarası karşısındadır.Bazen bir kuşa, bazen bir melek kanadının saçağına, bazen de bir ak başlı baykuşa benzettiği karların teşkil ettiği kış manzarası, şâire baharı düşündürür; hayalinde bahara ait çağrışımlar canlanır.Bahardaki canlılığın yerine, kışın sessiz ve hareketsiz, tek renkli manzarasının hâkim olmasından doğan hüzün, karlara bağlanan ağlamak fiilinin tekrarlanmasıyla hissettiriliyor.
Görüntü:
Nesnel Görüntü:Şiirde nesnel görüntü yok.Kelebek, güvercin, çiçek, baykuş gibi tabiat varlıkları somut, nesnel, beş duyuyla algılanan görüntüleriyle tasvir edilmiyor.Şairin amacı da zaten bu varlıkların tabii görünen özelliklerini vermek değil.Bu bahara ait unsurlardan hareketle kış mevsimini ve karı bize daha iyi sunabilmiştir.
Öznel Görüntü: Şâir, tabiat varlıklarını öznel bir görüntü içinde sunuyor.Bu şiir bir tabiat tasviri olmakla beraber, buradaki tasvir objektif değildir.Şâir görülen manzara ve tabiat olayı ile kendi duygularını birleştirmiş ve bize öylece sunmuştur.
Beyitlere Açılım ve Simge –İmge Yapısı:

1.Bölüm:
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi karlar
( Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş… Eşini yitirmiş bir kuş gibi kar.) Şâir bu dizelerde karların uçuşunun tasvirini yapmıştır.Karları beyaz titreyişler halinde, dumanlı uçuşları olan eşini yitirmiş kuşlara benzetmiştir.Buradaki benzetme hem şekil yönüyle hem de hissi yönüyle işlenmiştir.
2.Bölüm:
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar…
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
(Karlar geçen ilkbaharı arıyor.Ey gönüllerin çılgın şarkıları, ey güvercinlerin cıvıltıları!İşte o baharın ertesi, şu görünen manzaradır: Karlar, yeryüzünü bir derin sessizlikle kapladılar ve her an, için için ağlıyorlar.) Bu beyitlerde şâir eskiye dönerek bahara ait unsurları hatırlıyor.Baharda söylenen şarkılar, güvercinlerin cıvıltıları, mevsimin getirmiş olduğu güzellikler bir bir gözünün önünden geçiyor. Karları bu güzellikleri kapladıkları için kişileştirerek için için ağlayan bir insana benzetiyor.Kaybolmaya başlayan bir saadet duygusu yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştır.Şâir bu bölümü karların tasviri ile bitirir.
3.Bölüm:
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
Gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ’şun üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
Karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar
(Ey uçarken düşüp ölen kelebek! Bir melek kanadının beyaz saçağını andıran kar, seni şimdi solgun bahçelerde arıyor.Bahar vakti çiçeklerin üstünde ipekli bir yelpaze gibi açılıyordun.Şimdi ise ölüsün ve cesedinin üstünde parça parça karlar uçuşmaya başladı. O karlar ki gökyüzünden düşer düşer, ağlar…)Şâir bu dizelerde tekrar bahara ait unsurları işlemiştir.Bahar vakti çiçeklerin üstünde dolaşan dolaşan bir kelebeği hatırlamış ve karların düşmeye başlaması ile bu hayali kaybolmuştur zira o çiçekler artık karlarla kaplıdır ve kelebek ölmüştür.Burada kaybolan saadet duygusu daha belirgin bir şekilde işlenmiştir.Karları şâir bir meleğin kanadının beyaz saçağına benzeterek onlara kutsallık yüklemiştir.Tekrar karların tasviri yapılmıştır.Saadet duygusu ile melankolinin savaşı devam etnektedir.
4.Bölüm:
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
Son kalan mâi tüyleri kovalar
Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar.
(Ey kuşlar!Sizler uçup gittiniz.Şimdi ak başlı baykuşlara benzeyen kar, sizi dallarda ve yuvalarda arıyor.Gittiniz gittiniz, siz ey kuşlar!Şimdi yuvalar, baştan başa boş kaldı.Havada uçup uçup ağlayan karlar, o yuvalarda sessiz ve şikâyetsiz yetimler gibi kalmış olan mavi tüyleri kovalıyor.)Bilindiği gibi kış mevsimi ile beraber kuşlar daha sıcak yerlere göç ederler ve geriye bölgesini terk etmeyen baykuşlar ve kuşlardan geriye kalan tüylerdir.Bahardan kalan bu hatıralar şâirin kış manzarasını vermesinde etkili olmuştur.Sonra gene yağmaya devam eden karı tasvir etmiştir.Bahardaki canlılığın yerine, kışın sessiz ve hareketsiz, tek renkli manzarasının hakim olmasından doğan hüzün, karlara bağlanan ağlamak fiilinin etkisiyle hissettiriliyor.
5.Bölüm:
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid…
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi...

(Ey kış seması! Elinde taze bulut, güvercin kanadı ve yasemin yaprağı yani bunlara benzeyen kar, yığın yığındır. Ey sema!Tabiatın canlı ve hareketli akışı durmuştur.Şimdi bütün tabiat, sessiz ve hareketsiz bir uykuya dalmıştır.Yeşilliğinden soyunmuş olan toprak, siyah renklidir.Sen bu kara toprağın üstüne beyaz, lekesiz ve şeffaf çiçeklerini (karlarını) dök!Ne yaprak, ne bir çiçek var; şimdi her koruluk ümitsiz ve siyah renkli bir gölgeler yığını halinde …Ey kış semasının eli!Durma durma, bu karanlık koruların üstüne (karlarınla)beyaz bir örtü çek.Karlar, göklerden emeller gibi dökülüyor.Ve her yanda hayalim gibi dökülüyor.Ve her yanda hayalim gibi uçuşuyor… Emellerin, dileklerin yükseldiği, kabul veya reddolunduğu yer göklerdir, veya böyle olduğuna inanılmıştır.Bu sebeple şâir bembeyaz ve tertemiz görünüşüne bakarak karla emeller arasında benzerlik kuruyor.Karların dört bir yanda savruluşunu ve hayalin zaman ve yerle kayıtlı olmayan uçuculuğuna benzetiyor.Bazen sessiz bir rüzgarın temiz kanadında, bir an için uyuklar gibi durur, sonra titrek ve ürkek bir şekilde soldan sağa sağdan sola uçarlar.Bazen tüyler gibi uçuyor, bazen de dökülüyorlar.Karlar, sessizliğin duâya benzer , mırıltılı şarkılarıdır.Karlar, ilâhî âlemin, meleklere has bahçelerin çiçekleridir…Ey gökyüzünün eli!Ey kış mevsiminin eli!Ey bolluk ve cömertliğin eli!Kara toprağın üstüne, bahar çiçeklerinin yerine beyaz karları, kuş cıvıltılarının yerine de ümit sessizliğini dök!...)
Bu bölümde şâir bahara ait unsurlara yer vermemiştir.Önce kışa hitap sonra karların düşmesinin tasviri sonra gene kışa hitap ile bu bölümü bitiriyor.Şiir kışın bahara, melânkolinin saadete galebe gelmesiyle sonuçlanıyor. Bu şiir bir tabiat tasviri olmakla beraber , buradaki tasvir objektif bir tasvir değildir.Şâir görülen manzara ve tabiat olayı ile kendi duygularını birleştirmiş ve bize öylece sunmuştur.
Nazım Şekli:Şiir mısraların kümelenişi itibariyle karışık düzenli serbest bir şekle sahiptir.Muhteva ile birlikte kurgulanmıştır. “ Elhân-ı Şitâ’nın dış şekli, tamamen müzikal bir karakter arzeder.Fakat bu musikî prensibi sadece dış şekle değil, iç şekle, muhtevanın düzenlenmesine de hâkimdir.Bahara ve kışa ait muhtelif unsurları birer “leit-motif” gibi kullanan Cenab, onları karların yağış hareketlerine uygun şekilde münavebeli bir hareket içinde ele alıyor.”
Dil:Servet-i Fünûn döneminin özelliklerini gösterir ve dili ağırdır.Şiirde çokça tamlamaya , sıfatlara , mecazlara yer verilmiştir.
Üslup:Şâir kaybolan saadet duygusunu belirli bir ahenk düzeni içerisinde vurgulamıştır.İzlenimlerinden algıladıkları kendi ruhuna ait tasavvurları birleştirmiştir.Edebi sanatlara, mecazlara, sıfat terkiplerine sıkça başvurmuştur.Yer yer hitabet üslubuna da başvurmuştur.
Âhenk:Şiirde ince bir musikî vardır.Ünlü ve ünsüzler belirli bir tertibe göre dizilmişlerdir.Bu konuda Mehmet Kaplan şöyle der: “Şiirde âdeta “lâ” sesini veren kelime “kar” dır.Seçilen kafiyelerden büyük bir kısmı ona uyuyor. “Arar, ağlar, kuşlar, yuvalar, kovalar, uçarlar”.Mısraların içi “r” sesini ihtiva eden birçok kelimelerle kaynaşır: “lerze, serd, kebûter, bahar, derin, yeri, rîşe, mürde, düşer, dallar, serteser, tüyler”.Kışın hâkim olduğu kısımlarda ise sert ünsüzleri ihtiva eden kelimeler çoğalıyor ve aliterasyon yapılıyor.” Kelime sentaksına büyük önem vermiştir.Musikîyi yaratan unsurlardan biri de tekrarlardır.Şâir sıkça vezin ve şekil tekrarları yapmıştır.Sıkça kullanılan heyecanı ifade eden ‘ey’ ile başlayan mısralarda âhenk oluşturmuştur.
Kafiye: Cenab Şehabedd’in klasik ahenk unsurlarından kafiyeye ve vezne kuvvetle bağlı bir şairdir.Âhenk sağlamak için bol miktarda kafiyeye başvurmuştur.Tam kafiye, yarım kafiye sıkça başvurmuştur.Kelimeleri bir müzikalite oluşturabilmek için adeta seçmiştir.
Vezin:Elhân-ı Şitâ’da vezin olarak şu kalıplar kullanılmıştır:
1. Feilâtün mefâilün feilün
(fâilâtün) ( fâ’lün)
2.Mef’ûlü fâilâtü mefâilü fâilün
3.Mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün
Şâir bu karışık kalıpları kullanarak muhteva ile şekli birleştirmiştir.Karların hareketini hem tasvir ederek hem de vezinleri kullanarak bizlere göstermiştir. Adeta bir ressam gibi çizmiş olduğu kar tasvirine seçmiş olduğu fiiller ve vezin sayesinde canlı bir hayat sahnesini bizlere sunmuştur.
Kaynakça:
Mehmet Kaplan,Şiir Tahlilleri1 Dergah Yayınları Mart 2006 İstanbul
Prof.Dr.Nurullah Çetin Şiir Tahlilleri 1 Öncü Kitap Ankara 2009
Ali İhsan Kolcu Servet-i Fünûn Edebiyatı Salkımsöğüt Yayınları Ankara 2005
Dr. Hasan Akay Servet-i Fünûn Şiir Estetiği (Cenab Şehabeddin’in Gözüyle) Kitabevi Yayınları İstanbul 1998


alıntıdır